* YASAL UYARI

Www.BorsaBeklenti.Com sitesinde yer alan bilgi, belge, tavsiye, grafik ve yorumlar, iyi niyetle ve doğruluğu, geçerliliği, etkinliği velhasıl her ne şekil, suret ve nam altında olursa olsun herhangi bir karara dayanak oluşturması hususunda herhangi bir teminat, garanti oluşturmadan, yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla kullanıcıya sunulmuştur. Bu sitede yayınlanan dökümandan; eksik bilgi ve/veya güncellenme gibi konularda ortaya çıkabilecek zararlardan siteyi yönetenler ve siteye yazı yazanlar ile yorumda bulunanlar sorumlu değildir. Genel anlamda, bilgi vermek amacıyla hazırlanmış olan bu site ve içeriği, herhangi bir taahhüdün parçası olmadığından, bu bilgilere istinaden her türlü özel ve/veya tüzel kişiler tarafından alınacak kararlar, varılacak sonuçlar, gerçekleştirilecek işlemler ve oluşabilecek her türlü riskler bizatihi bu riski üstlenen kişilere aittir ve yalnızca bu kişileri ilgilendirir. Bu sitede yer alan hiçbir "ŞEY", yatırım danışmanlığı kapsamında değerlendirilmemelidir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; bu amaca hizmet eden kurumlar ve bu hizmeti talep eden şahıslar arasında düzenlenecek sözleşme içeriğine bağlı kalınarak, belli bir ücret karşılığında yürütülür. Bu site tamamen ücretsizdir. Bu sitede yer alan bütün bilgi, belge, tavsiye, yorum, yazı, video, v.b. diğer medya içerikleri, bahse konu bu medyaları ve dosyaları bu siteye koyan kişinin yada yorumcunun kendi kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşlere, sitedeki diğer bilgi ve belgelere dayanarak yapacağınız yatırım, size büyük kazançlar sağlayabileceği gibi tersi biçimde karınızı azaltabilir yada sizi zarara uğratabilir. İstenmeyen bu durumlar ortaya çıktığında, bu duruma sebebiyet verdiği iddia edilen/edilecek olan site sahibinin, siteyi düzenleyenlerin, siteye yazı yazanların ve yorum sahiplerinin herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Sorumluluk tamamıyla yatırıma karar veren kişinin kendisindedir. Sitede suç teşkil eden, kanunlara, yasal düzenlemelere ve genel kabul görmüş ahlak kurallarına aykırı bir davranış sergilemek yasaktır. Böyle bir durumla karşılaşırsanız lütfen bize bildiriniz. Gereği mutlaka yapılacak ve gerekli hallerde adli makamlara bildirimde bulunulacaktır. Bu sitenin tüm hakları saklıdır. İzinsiz olarak yada kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Not : Bu paragrafın sağ üst köşesindeki eksi butonuna bastığınız taktirde, bir daha bu uyarıyı okumayacaksınız.

Borsa, ne Bir "Para Çekme" makinası ne de "Kolay Para Kazanma" oyunu degildir, aksine tek silahı Bilgi ve Tecrübe olan Dünyanin en zorlu arenasıdır.


Gönderen Konu: ASPİRİN ANALİZ/YORUM  (Okunma sayısı 64677 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı srkn_krdg

  • Global Moderator
  • Sho - Dan (Kara Kuşak)
  • *
  • İleti: 1035
  • İtibar: 515
  • :::: YTD ::::
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #280 : Mayıs 06, 2012, 11:25:12 »
ASPİRİN: BU GECE YARISINDA EKİP KUVVETLİ ...........SERKAN KRDG,HAKMEN VE MT KAYSERİ KARDEŞİM , HEPİNİZE SELAMUN ALEYKÜM .........  ::::::::::: ve aleykum selam hocam cepten girdim bağlandım ve çıktım tühh yine kaçırdık.  sizinle sohbeti neyse inşallah başka sefere özlettiniz hocam :) sağlıcakla kalın ::::::::::::::::::::::::::::
...........................................................................
Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir..

Asla bir Salakla tartışmayın;Çünkü dışardan bakanlar hanginizin salak olduğunu anlamayabilirler.

Çevrimdışı MT_Kayseri

  • Chartist
  • Shi - Kyu (Turuncu Kuşak)
  • *
  • İleti: 169
  • İtibar: 982
  • "Her grafik bir hikaye anlatır..!!!"
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #281 : Mayıs 06, 2012, 20:59:41 »
BEYİM SELAMUN ALEYKÜM,GEÇİYORDUM SİZİ BURADA GÖRÜNCE UĞRADIM DERLER YA , İŞTE ELE ...

NASILSINIZ , SIHHAT VE AFİYETTESİNİZDİR İNŞAALLAH ....

SELAM VE MUHABBETLERİMLE EFENDİM, HAYIRLI GECELER ......


VE ALEYKÜM SELAM...!!!


DOST, Bize selam vermiş farkında değiliz...
Gece karanlığında, "ISLAK HAMBURGER"  Hülyasına dalmışız..farkında değiliz..
Boğazım kurumuş,dudaklarım çatlamış...Islak hamburgerleri düşünürken...
DOST be...!!!!
Özlettin kendini...DOST Muhabbetinden mahrum bırakma şu bi-çare kardeşini...
Boğaz kuruması, dudak çatlaması neyse de...
Yüreklerimizi serinlet bari, DOST MUHABBETİNLE..!!



CENAB-I ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN...
Yukarıdaki analiz ve yorum, al-sat-tut tavsiyesi değildir.

"Bir trend, döndüğüne dair kesin sinyaller gelene kadar devam edecektir."

"TAKDİR, İDRAK İLE SINIRLIDIR."

"Hiç bir Ağaç, Cennete kadar uzamaz."

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #282 : Mayıs 07, 2012, 00:01:51 »

VE ALEYKÜM SELAM...!!!


DOST, Bize selam vermiş farkında değiliz...
Gece karanlığında, "ISLAK HAMBURGER"  Hülyasına dalmışız..farkında değiliz..
Boğazım kurumuş,dudaklarım çatlamış...Islak hamburgerleri düşünürken...
DOST be...!!!!
Özlettin kendini...DOST Muhabbetinden mahrum bırakma şu bi-çare kardeşini...
Boğaz kuruması, dudak çatlaması neyse de...
Yüreklerimizi serinlet bari, DOST MUHABBETİNLE..!!



CENAB-I ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN...

Hamburger bahane ,buradaki muhabbetler dostluğa vesile ... :D

Madem konu dostluk oldu, DOSTLARIMIZA birkaç nakil yapmaya çalışalaım ;

Hâfız-ı Şirazi, (Dostlara doğru söylemeli, düşmanları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir) ve Fani dünyanın baki padişahı değiliz , biz parçalanmış gönül hırkalarını yamar dikeriz , biz dostlarla ağlar dostlarla güleriz...

(Kişinin dini, dostunun dini gibidir. O halde kiminle dostluk ettiğinize dikkat edin!) - hadis-i şerif. meali ...

Hz.Ali (radıyallahü anh) buyuruyor ki ; Düşmanını tanımayan dostunu bulamaz. Nefsini tanımayan Allah’ı tanıyamaz, nefsini tanıyan Allah’ı tanır. Nefsten kurtulmadıkça, insan kendini emniyette hissedemez. En büyük mücadele nefsle olmalıdır. Bu iş bir tarikat yolu değil, Allah’ın dinine sarılmak yoludur. Dostlarının gönlünü kırma. Düşmanlarının arzularını yapmış olursun.
Kendinize Allah yolunda kardeşler edininiz. Çünkü onlar dünya için de ahiret için de lazımdır.

Bu dünyada kimi seversen ahirette de onunla beraber olursun, o halde seveceğin kimseyi iyi seçmeli ona göre sevmelidir , kişi sevdiği ile beraberdir ...

Allahü  teala hepimizin yar ve yardımcısı olsun Mustafa Kardeşim, hem bu dünyada , hem kabir de hem de ahirett de ...

Zira 3 hayat var ;

Dünya  (hem yalan ve hem de en fazla 80-100 sene), 

Kabir (kabirde hareket yok ancak his var, yani azap veya nimeti hissetme var , süresi ise belli değil, kıyametin kopacağı zamana bağlı) ve

SONSUZ AHİRET HAYATI , CENNET VEYA CEHENNEMDEN BAŞKA YER YOK !..

Cenab-ı Hak hepimize din ve dünya saadeti ve iman selameti  versin efendim ...
TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #283 : Mayıs 17, 2012, 23:56:45 »
NECMEDDİN-İ KÜBRA HAZRETLERİNİN (RAHMETULLAHİ ALEYH) TALEBESİ OLAN NECMEDDİN-İ RAZİ (RAHMETULLAHİ ALEYH) HAZRETLERİ BUYURUYOR Kİ ;

BİZE DÜŞMAN OLAN DA SAADET, İYİLİK BULSUN ,
 
CİHANDA Kİ ÖMRÜNDE , O BEREKET BULSUN ...

YOLUMUZUN ÜZERİNE DİKEN KOYSA BİR KİMSE ,

BİZDEN ONA DİKEN GİTMEZ. YOLLARINDA GÜL BULSUN ...



GERÇEK İNSAN , HAKİKİ MÜSLÜMAN VE ALLAHÜ TEALANIN SEVGİLİ HAS KULLARI ONLARMIŞ ...ONLAR İNSANMIŞ ...
ONLARIN HAYATINI VE NASIL YAŞADIKLARINI OKUYUNCA BİZ KİMİZ/NEYİZ ACABA DEMEDEN EDEMİYORUM !

DİN BÜYÜKLERİNİN, ALLAH ADAMLARININ VE EVLİYA-I KİRAMIN HAYATINI OKUDUKÇA NE OLDUĞUMU DAHA İYİ ANLIYORUM ...
ONLAR KENDİMİZİ GÖRMEK (NE MAL OLDUĞUMUZU ANLAMAK) VE DÜZELTMEK İÇİN ADETA BİRER AYNA ...

BİZ O BÜYÜKLERİN YANINDA SAYILARIN SOLUNA YAZILAN SIFIRLAR GİBİYİZ, HAZIR OLSAK SAYILMAYIZ , GAİB OLSAN ARANMAYIZ ...


TAVSİYE EDERİM, HARARETLE ... 
TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ibrahimd

  • Rok - Kyu (Beyaz Kuşak)
  • *
  • İleti: 6
  • İtibar: 6
  • Şiarımız;
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #284 : Mayıs 18, 2012, 09:46:02 »
ASPİRİN Hocam yazmış olduğunuz birbirinden kıymetli öğeler içeren yazılarınızı
mecburen kopyalayıp,başka sitelerde insanların istifadesine sunmak istiyoruz.
Bu konuda hakkınızı helal ediniz.Bir istirhamımız daha var,bu gibi benzer yazılardan bizleri mahrum etmeyiniz.Selam saygı ve dualarımızla.Bu vesile ile herkese hayırlı ve bereketli cumalar dilemek istiyorum.Diğer üyelere de helalinden,maddi manevi bol kazançlı günler....
Ey gönül! Ne tuhaf değil mi? Bir ömür, şah damarından daha yakın bir Sevgiliyi aramakla geçiyor."Mevlana

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #285 : Mayıs 25, 2012, 00:53:42 »
BİRKAÇ HAFTA ÖNCE SOHBET BETA DA KLASİK '' MAYISTA SAT VE TOZ OL '' LAFINI HATIRLATMIŞ, ARKASINDAN DA GENE BETA DA VE DEĞİŞİK TOPİKLERDE TEKRAR TEKRAR '' BAZEN KENARA ÇEKİLİP SEYRETMEK,  ISRAR ETMEMEK LAZIM ...'' VE  ''55.000 LER UZAK DEĞİL ...'' DİYE YAZMIŞ İDİK, NE KADAR DİKKATE ALINDI BİLEMİYORUM ...

ŞİMDİ DE YAZIYORUM Kİ ; BU TEMPO İLE DİP ARAYIŞI BİTMEDİ, NE ZAMAN BİTECEĞİ DE MEÇHUL , DÜN UZAK OLAN 55.000' LERDİ , ŞİMDİ İSE U100  BURALARDAN DÖNDÜ DÖNDÜ, DÖNEMEZ İSE GAPLI OLAN 53.000 VE 50.000 LER  BIRAKIN UZAK OLMAYI, ÇOOOOK YAKIN DENİLİYOR ...

HEM DOLAR'IN HEM ALTIN'IN EŞ ZAMANLI ARTMASI HİÇ İYİ DEĞİL, KALDI Kİ ALTIN GENELDE PARİTE İLE KORELASYON YAPAR İDİ, UMALIM GEÇİCİDİR ?

TÜM BUNLARI KİM DİYOR ; '' PAŞA DEDEM VE SİLAH ARKADAŞLARI '' ...

SÖZ MECLİSTEN DIŞARI , HANİ DERLER YA ; SEN BİR GARİP ÇİNGENE İSEN GÜMÜŞ ZURNA SENİN NEYİNE , OTUR OTURDUĞUN YERDE , YE YOĞURTLU BAKLANI !!!



TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #286 : Haziran 04, 2012, 14:56:14 »
Neydik, ne olduk…

Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babanım bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki...

***
En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı...
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani...
Kafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.

***
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi...
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi...
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacası evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu...

Eskiden evlerimiz dar ama gönlümüz genişti, şimdi evlerimiz alabildiğine geniş ama gönlümüz dar ...

***
Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi...
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.


***
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık...
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

***
Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim...
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki...
Komşumu tanımıyorum (!!!)
ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece bilmem kaç kuruş, hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.

Evlerimiz var, içinde yaşayan yok ...
Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok...
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...

Robot misali kalıp/beden var ama ruh yok , kalp yok , gönül yok !
Monoton , rutin, standart , tekdüze, duygusuz , asosyal , bencil , egoist , ben merkezli , kısaca ; BUZ GİBİ, BUZ !

Bu biz değiliz , olmamalıyız da !!!

 
TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #287 : Haziran 04, 2012, 15:06:15 »

Aşağıda bizimle ilgili ve konusu iki kadın olan 425 yıl ara ile yaşanmış ibretlik iki ayrı hikâye anlatılmaktadır. İlk hikâyenin kahramanı bir Kralın annesi, ikincisi bir imparator eşidir.

İlk hikaye ; Fransa Kralı I. François’nın Şarlken ile yaptığı savaşı kaybederek esir düşmesi, esir düşen kralın annesinin Cihan İmparatoru Kanuni Sultan Süleyman’a yardım etmesi için yazdığı mektupla ilgilidir.

İkincisi; 1950’li yıllarda Fransa’da bulaşıkçılık yaparak geçinen 2. Abdülhamid’in eşi ve kızının yurda dönüş hikâyesidir.

Önce Fransa Kralının annesinin yardım talebine Kanuni’nin çok bilinen ünlü cevabı;

“Ben ki, Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân’ın torunu, Sultan Selim Hân’ın oğlu, Sultan Süleyman Hân’ım.”

“Sen ki, Françe vilayetinin kralı Françesko (François, Fransuva)’sun.Sultanların sığınma yeri olan kapıma, adamın Frankipan ile mektup gönderip, memleketinizin düşman istilâsına uğradığını, hâlen hapiste olduğunuzu bildirip, kurtulmanız hususunda bu taraftan yardım ve medet istida etmişsiniz (istemişsiniz). Her ne ki demiş iseniz benim yüksek katıma arz olunup, teferruatıyla öğrendim.Padişahların mağlup olması ve hapsolması tuhaf değildir. Gönlünüzü hoş tutup, hatırınızı incitmeyiniz. Bizim ulu ecdadımız, daima düşmanı kovmak ve memleketler fethetmek için seferden geri kalmamıştır. Biz dahi onların yolundan yürüyüp, her zaman memleketler ve kuvvetli kaleler fetheyleyip gece, gündüz atımız eğerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Allah hayırlar müyesser eyleyip meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. (Allah hayırlar versin ve iradesi neyse o olsun.) Bunun dışındaki vaziyet ve haberleri adamınızdan sorup öğrenesiniz. Böyle bilesiniz.” Ocak 1526 (1)

Ve aradan yaklaşık 426 yıl geçer…

İkinci hikâyemizde 2. Abdülhamid’in eşi ve kızı Fransa’daki bulaşık yıkamaktadır !

“Menderes’in suçlarından birisi... Merhum Adnan Menderes’in önemli suçlarından birisini hatırlayalım...

Merhum, 1952 yılında NATO toplantısı için Fransa’ya gider.Bir ara Paris büyükelçisini yanına çağırarak;

- “Osmanoğulları ailesinin Paris’te yaşıyor olması gerek. Bunlar ne yer, ne içer, ne ile geçinir?” diye sorar.

Büyükelçinin hanedan hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını gören Menderes, büyük bir hayıflanma içerisinde;

- “Sana 24 saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin” der. Bir müddet sonra büyükelçi adresle gelir.
Hanedanın ziyaretine giden Menderes, gördükleri karşısında çılgına döner.Devlet-i Aliye’nin ulu Hakanı Sultan Abdülhamid Han’ın 80 yaşındaki hanımı Şefika Sultan, 60 yaşındaki kızı Ayşe Sultan ve diğer Osmanlı hanımları, Paris yakınlarında bir bulaşıkhanede Fransızların bulaşıklarını yıkamaktadırlar...

Menderes gözyaşlarını tutamaz. Şefika Sultan’ın ellerine sarılır ve;

- “Anne ne olur affet bizi, geç geldik” der.

Ayşe sultan sürgünden otuz yıl sonra gördüğü bu vatan evladına;

- “Sen kimsin”? diye sorar. Menderes de;
- “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanıyım” der.
- “Ben başbakanım” sözünü duyan koca sultan sevinçten öyle bir çığlık atar ki kalbi duracak gibi olur, bayılır.

Menderes Türkiye’ye döner dönmez doğruca Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a çıkar.

- “Osmanlı hanımlarını bulaşık yıkarken gördüm. Onların Türkiye’ye dönmeleri için af kanunu çıkaracağım” der. Celal Bayar da;
- “Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma, malum gazeteler tahrikiyle silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye’de ihtilal yapar” der.

Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.Mektupta şunlar yazılıdır:

- “Analarının ve babalarının Fransa da hizmetçilik yaptığı bir ülkenin başbakanı olmaktan utanç duyuyorum, istifamın kabulünü arz ederim. Adnan Menderes.”  Menderes’in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır ve hanedan hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla Menderes istifadan vazgeçer.

Dönüş: İstanbul’a dönenler arasında Sultan II. Abdülhamid’in hanımı ve kızı da vardır.Bir sabah erken saatte Teşvikiye’deki evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi Menderes’tir.

- “Şayet kabul buyururlarsa Valide Sultan’ı görmek isterim” der.

Başında tülbent elinde tespihiyle Menderes’i karşılayan Şefika Sultan;

- “Berhudar olasın evlâdım, hoş geldiniz…” der. Başbakan da;
- “Teşekkür ederim Valide hazretleri; hoş bulduk…” demesinden sonra Şefika Sultan;
- “Beyefendi, niçin önceden haberimiz olmadı? Böyle, hazırlıksız ve gâfil avlandık” der. Menderes de;
- “Zararı yok efendim. Bendeniz elinizi öperek hayır duanızı almak ve bir ihtiyacınız olup olmadığını öğrenmek için geldim” der.
 
Ayrılırken daha sonraları Yassıada da onun da hesabının sorulduğu şişkince bir zarf bırakır. İşte Menderes’in amansız suçlarından birisi budur...


Ecdadımız bunları hak etmek için ne yapmıştır?

Sultan Vahdettin’in tabutu da bilindiği gibi İtalya’da alacaklıları, kasap ve bakkal tarafından haczedilmiştir...

Bu yaşananlar bir bedel midir ?


------------

Buna yorum yazabileceğimi zannetmiyorum...
Utanıyorum ve yorumsuz gönderiyorum...

(ALINTIDIR)
TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı srkn_krdg

  • Global Moderator
  • Sho - Dan (Kara Kuşak)
  • *
  • İleti: 1035
  • İtibar: 515
  • :::: YTD ::::
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #288 : Haziran 08, 2012, 08:42:39 »
dün gece aspirin hocam ile betachatte yaptığımız sohbetten ....... herkesin okumasında fayda olduğunu düşünerek hocamın sayfasına kopyalıyorum.

ASPİRİN:İNŞAAT DURURSA EKONOMİ DURUR ...ANCAK SATIŞLAR VE MEVCUTLARIN İLERLEYİŞİ ÇOK YAVAŞLADI ...BU YAZ BİR ÜMİT , OLMADI SON BAHARDAN İTİBAREN BANKALAR KARTAL KESİLİR...
Bugün, 00:13:44

ASPİRİN:AB BİZ GİRMEDEN DAĞILABİLİR, ABD İSE RUSYADAN BETER OLACAK İNŞAALLAH ...2025 KADAR DÜNYADAKİ SİYASİ VE EKONOMİK DEĞİŞİM ÇOK SERT OLACAK DİYE TAHMİN EDİYORDU PAŞA DEDEMİM DEDESİ ...ABD BU SİYASİ VE EKONOMİK YAPISI İLE 2025 İ GÖ-RE-MEZ ...GÜÇ DENGELERİ ALT ÜST OLACAK ...NOT ALIN DER PAŞA DEDEMİN DEDESİ ...
Bugün, 00:09:57

ASPİRİN:ALTINDA UZUN VADENİN KAYBETTİRDİĞİNİ GÖRMEDİM, DAHA DOĞRUSU YAŞAMADIM DİYEYİM ...QE3 YALAMA OLMAK ÜÜZERE , ÜMİT FAKİRİN EKMEĞİ, SÜNDÜR SÜNDÜREBİLDİĞİN KADAR MİSALİ ...ASIL MAKSAT BU SENE SONUNA DOĞRU ŞEKİLLENMEY BAŞLAR. VE ENGEÇ 2013 ÜN BU ZAMANLARI ATI ALAN BAYRAĞI DİKMİŞ OLABİLİR DER PAŞA DEDEM ...
Bugün, 00:03:49
ASPİRİN:ÜLKEMİZDE TOKİ DEVREYE GİRMESEYDİ O ZAMAN GÖRÜRDÜK EMLAK FİYATLARINI , MESELA BU BİR NEVİ VE BELKİ DE MECBURİ OLARAK PİYASAYA MÜDAHALEDİR, ANCAK ÜLKE ADINA OLDUKÇA FAYDALI BİR MÜDAHALEDİR ...AYRI KONU ...
Dün, 23:59:05
ASPİRİN:FAİZ VE EMLAK İSE  SON YILLARDAKİ BARİZ SPEKÜLASYONDAN DOLAYI , LOKAL  VEYA GENEL OLARAK ALINAN BELKİ DE MECBURİ TEDBİRLER SAYESİNDE (MERKEZ BANKALARININ TOPLU FAİZ POLİTİKALARI GİBİ ) BUNLARIN  KEFEYE GİRMESİ NİSPETEN ÖNLENMEYE ÇALIŞILIYOR ... VELHASIL HANGİ PARAMETREYE BAKILACAĞI ŞAŞIRILMIŞ VAZİYETTE ...CASH KİMDE İSE ZAHİREN O BELİRLİYOR VE SÜRÜ DE ZAHİREN BİLGİSİ-TAHMİNİ NETİCE DE VE ASLINDA  NASİBİ KADAR KAZANIYOR AMA GENELDE KAYBEDİYOR ...VAZİYET ÖZETLE BUDUR ...
Dün, 23:53:25

ASPİRİN:HEP DEDİK YA ;PİYASA YAPICI TERAZİNİN BİR O KEFESİNE BASAR, BİR BU KEFESİNE BASAR ...KEFELERDE DÖVİZ  , BORSA , PETROL VE EMTİA VARDIR ...HANGİ KEFEYE NE KOYACAĞININ KARARINI KY VEREMEZ , TSON 5-10 YILA BAKIP TAHMİN DE EDEMİYOR ARTIK.....HELE HELE SON YILLARDA FİNANS PİYASASINDA TÜREVLERİN BU KADAR ARTTIĞI VE ARALARINDA Kİ KORELASYONUN BOZULDUĞU BU DÖNEMDE...
Dün, 23:45:15

ASPİRİN:SONRASI TUFAN ...FAİZLER DE ZİRVE YAPAR , EMLAK İSE DÜŞER , NAKTİ OLAN O ZAMAN KRALDIR... BUNLAR BAZEN SADECE ÜLKEMİZDE BAZEN TÜM DÜNYADA OLUR, ALLAHÜ TEALA KORUSUN ...
Dün, 23:37:37

ASPİRİN:
ALTIN DÜŞSE DAHİ DOLAR ARTIYORSA KAYIP MİNİMİZE EDİLİEBİLİYOR ...ALTINLA BERABER DOLARDA ARTARSA ŞAMDA KAYISI , Kİ KRİZİN GELDİM GELİYORUM ANLAMINDAKİ SON AYAK SESİDİR ...BURASI MÜHİM ...
Dün, 23:33:59

ASPİRİN:
ŞAYET ÇÖKÜŞ OLURSA TOPARLANMASI MİN. 1-2 YILDAN ÖNCE ZOR , PAŞA DEDE ÖYLE DEMİŞ ...  ...
Dün, 23:30:28
ASPİRİN:
TÜM BUNLARIN ; ÜLKE VE DÜNYA SİYASETİNE VE EKONOMİSİNE GÖRE ŞEKİLLENECEĞİNİ  SÖYLEMEYE GEREK YOK TABİ ...
Dün, 23:27:59
ASPİRİN:
DALGALANMADAN DURULMAZ , EPEYDİR BORSA YATAYDA DENİLEBİLİR, KAĞIT BAZLI HAREKETLERİ SAYMIYORUM, GİDECEKSE SERT SİLKELEMESİ LAZIM ,BU SİLKELEME PANİĞE DÖNERSE VAY MALDA OLANLARIN HALİNE, BU İLK SENARYO ...DİĞERİ İSE ; 60 - 70 ARALIĞINA KADAR GÖTÜRÜLÜP  , SONRA İSTENEN MAL DA ÇIKILDIKTAN SONRA YATAYA GEÇİP ,  SON SAZANLARIDA BURADA MALLAYIP , ÇAKILAN MAL YETERLİ GÖRÜLDÜĞÜ ANDA VER ELİNİ ŞELALE FORMASYONU ...
Dün, 23:26:22

ASPİRİN:
ALTIN İSTİKRAR ARAMAKLA MEŞGUL, NE YÖNE GİDECEĞİNİ ŞAŞIRDI, HER YÜKSELİŞ SATIŞ FIRSATI OLARAK DEĞERLENDİRİLİYOR ...1630 DOLARDAN SATIŞ YEDİ ...BEN FULL NAKİTTEYİM,SEYREDİYORUM, SAKİNCE VE ACELE ETMEDEN , BORSA İÇİNDE AYNI  ....UZUN VADE İÇİN KADEMELİ MİNİK MİNİK ALIŞLAR YAPILABİLİRSE DE , BEN BEKLEMEYİ TERCİH EDİYORUM ...GENELDE PARİTEYE PARALEL SEYİR TAKİP EDEN ALTIN İÇİN ,KISA VADE DÜŞÜNMEDİĞİM İÇİN ACELE ETMİYORUM ........
Dün, 23:12:22

ASPİRİN:
PİYASA NE ALEMDE YAHU, TAKİP EDEMEDİK BUGÜN .....NEREYE GİDİYORUZ .......YATAY DEVAM MI,...... HER YÜKSELİŞ SATIŞ FIRSATI MI .........YOKSA SERT DÜŞÜŞ ÖNCESİNDE SON TANGO MU ....NEREYE GİDİYORUZ SERKAN BEY .........
Dün, 23:07:34

ASPİRİN:
KARNE MUHABBETİNİ OKUDUM DA, ŞU GELDİ AKLIMA ; BİZİM KARNELERİN YAZIMI , NOT VERİLMESİ DAHA BİTMEDİ, YIL YIL, GÜN GÜN , HATTA SANİYE SANİYE YAZILIYOR HEPSİ ....MUSALLA TAŞINA KONDUĞUMUZDA KARNE YAZIMI TAMAM OLACAK, ŞAYET GERİDE BİR SEVAP AKARI BIRAKMADIYSAK... BIRAKTIYSAK ARTI HANESİNE YAZIM DEVAM EDECEK ,  O DA NİYETİNE GÖRE....VELHASIL YEMİŞİM BU DÜNYANIN KARNELERİNİ (ÇOCUKLAR İÇN DEĞİL, BİZİM İÇİN, ZİRA ONLAR DAHA ÇOCUK ), RÜTBELERİNİ, KARNEYİ - RÜTBEYİ VEREN KİM ,ALAN KİM , ASIL ,  KİM KİME , NE NOT VERİYOR , NE NOT ALMIŞIZ , GÖRECEĞİZ KABRE GİRİNCE ... BU DÜNYA HAYATI BOYUNCA HER İŞİNDE BAŞARILI OLMAK İÇİN GAYRİMÜSLİM HEP KENDİNE ŞUNU SORAR '' BU İŞTE NASIL BAŞARILI OLURUM ?'' , BİZ İSE ŞUNU SORMALIYIZ '' BU İŞİ NİÇİN YAPIYORUM , HANGİ NİYETLE VE KİMİN İÇİN YAPIYORUM '' .ZİRA KABİRDEN İTİBAREN TÜM AHİRETTE HAYATINDA NASIL YAPTIN DEĞİL, NİÇİN YAPTIN SORUSUNA MUHATAP OLACAĞIZ , İNSANLAR BEĞENSİN DİYE VEYA NEFSİMİZ İSTEDİĞİ İÇİN YAPTIK İSE KARŞILIĞINI DA GİT ONLARDAN İSTE DENECEK, ALLAH İÇİN YAPTIK İSE NE ALA  .....KARNED KONUSU NEREYE GELDİ DEĞİL Mİ, NE YAPALIM BİZ DE BÖYLEYİZ İŞTE ...CUMANIZ MÜBAREK OLSUN .... 
Dün, 23:02:06
...........................................................................
Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir..

Asla bir Salakla tartışmayın;Çünkü dışardan bakanlar hanginizin salak olduğunu anlamayabilirler.

Çevrimdışı ACEMİ ÇAYLAK

  • Sho - Dan (Kara Kuşak)
  • *
  • İleti: 1554
  • İtibar: 434
  • .;: ACEMİ ÜYE :;.
ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #289 : Haziran 08, 2012, 12:01:33 »
srkn_krdg:
Bunları sizin sayfanıza kopyalamak gerekir ) acemicaylak halleder sanırım
Dün, 23:33:09

Teşekkürler Serkan kardeş :))
HİÇBİR KAZANÇ RİSKSİZ DEĞİLDİR...
                                       ACEMİ ÇAYLAK

Çevrimdışı ACEMİ ÇAYLAK

  • Sho - Dan (Kara Kuşak)
  • *
  • İleti: 1554
  • İtibar: 434
  • .;: ACEMİ ÜYE :;.
ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #290 : Haziran 20, 2012, 15:30:59 »
ASPİRİN:
GEÇİYORDUM, UĞRADIM MİSALİ ........
MODDY FALAN DERKEN , NAPTINIZ ENDEKSİ YAHU ....
FED'DEN GELECEK HABER DE BUNUN İÇİN DE OLMASIN ...
UFUKTA REALİZE , SON TANGO İÇİN MAKYAJLAR TAZELENİYOR OLMASIN ....
BUGÜN, YARIN OLMADI CUMA İLK SEANS ,  61.500'E KADAR UZUN İNCE BİR YOL MU VAR ...
KULAĞINIZ G20 VE FED DE (BU GECE 21.00 DE AÇIKLAMA VAR) , GÖZÜNÜZ U30 DAKİ HACİM DE VE PARİTE DE OLSUN ...
20-21 HAZİRAN BÖYLE GEÇER DE , YA SONRA , BEKLENTİ KALDI MI ? NE OLACAK  ? 61.500 'E DEĞİP SONRASINDA TAKKE DÜŞÜP , KEL GÖRÜNEBİLİR ...
61.500 DE AŞARSA MI , YOK DAHA NELER, BEN DAHA MAL ALMADIM Kİ !
BAKARIZ ARKASINDAN ARTIK ... 
HANİ DİYORUM FED VE MOODY'S .........
İKİSİ BERABER HAREKET EDİYOR OLMASIN ........
ARKA ARKAYA ÜSTELİK TAM YERİNE DENK GELİNCE MANZARA KOYMASINLAR ...
BİR DE G20 VAR TABİİ ........
TRİO OLUYOR O ZAMAN ...
3'LÜ KUMPAS DEĞİL CANIM , HEPSİ TESADÜF, TEVAFUK ........
KEDİDİR O KEDİ MİSALİ ...
E DEDİK YA ; 61500'E KADAR GELEBİLİR DİYE ...
61.700 Ü BİLEMEM ...
BU GECE FED VE G20 AÇIKLAMALARI POZİTİF OLURSA , ALGILANIRSA,
ALGILATILIRSA 61.700 DAHİ KIRILABİLİR .......
DE SONRA Kİ BEKLENTİ NE ......
YA BİZ POZİTİF AYRIŞIR VE YOLA DEVAM EDERİZ Kİ O ZAMAN ARKASINDAN BAKARIZ- BAKABİLİRİM , YA DA DÜZELTME -REALİZE GELİR ....
KRİZE GİREN ÜLKELERDEKİ TOPARLANMANIN ORTALAMA 10 YIL SÜRDÜĞÜNÜ SÖYLER
PAŞA DEDEM ...........

E BİZ ZATEN BUNU 1994 DE YAŞADIK , 2004 E GELENE KADAR .......
ABD 2008 DE KRİZE GİRDİ, TOPARLAMA ÇABALARI DEVAM EDİYOR .....
AB İSE YENİ GİRDİ .........
10 YIL BU, BORU DEĞİL ARKADAŞLAR .........
PİYASA DİYOR BUNU , EKONOMİ OTORİTELERİ DİYOR ....
BENİ İLGİLENDİREN FED VE G 20 SONRASI ............
ENDEKSTE Kİ ARTIŞA FAİZ VE DÖVİZ TERS EŞLİK ETMELİ Kİ , GÜVEN VERSİN ...............
2023 TAMAM , O YILLARDA BİZ İNŞALLAH DÜNYA DA SÖZ SAHİBİ OLURUZ, OLACAĞIZ ........
DA O ZAMAN KADAR BU PİLAV NE SU KALDIRACAK .............
21.00 BİLİYORDUM ...
BANA MÜSADE .........

*Kaynak:
http://www.borsabeklenti.com/smf/index.php?action=portal;sa=shoutbox;shoutbox_id=1;start=0
HİÇBİR KAZANÇ RİSKSİZ DEĞİLDİR...
                                       ACEMİ ÇAYLAK

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #291 : Temmuz 19, 2012, 16:01:40 »
Wag The Dog?(*) Kim Köpek, Kim Kuyruk?

"Türkiye kuyruk da NATO köpeğini mi savaşa sallıyor, yoksa tam tersi mi?"

Mavi Marmara'ya kudurmuş bir köpek gibi saldırarak Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de durdurmanın hayâlini kuran İsrail, bu hayâlini Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Çin ve İran'a mı devretti?

22 Haziran 2012 cuma günü Türk Keşif uçağı RF-4E, sınır ve egemenlik ihlali nedeniyle düşüren Suriye için, diplomatik pasaport keşidesine göre gökteki Mavi Marmara. Doğu Akdeniz'deki Mavi Marmara Amerika Birleşik Devletleri'nin içerlek onayıyla İsrail'i köpek olarak kullanmasıyla saldırıya uğradı, israil limanlarına çekildi. Lazkiye semâlarındaki Mavi Marmara  ise Sovyetler Birliği özlemi ile yanıp tutuşan Rusya'nın hava savunma sistemini kullanan Suriye'yi köpek olarak kullanması ile Doğu Akdeniz'in 1300 metre dibine düştü.

Teknik olarak Türkiye, iki büyük kuduz köpeğin kuyruğundan ayrılmayan sürülerin saldırısına uğramış görünüyor. İsrail ve Suriye'nin hem büyük köpeklerin kuyruğu, hem de küçük köpeklerin başı oldukları hususunda en küçük bir tereddüt yok.

Uzunca süredir tarihin derinliklerinde tıkanmış ve baskılanmış komplekslerini kabuk olarak kullanmaktan sıkılan Türkiye'nin, 1 Mart süreci ile oluşturduğu 'Kabuk Yırtılması'nı  ne kadar sürdüreceği girişte sayılan ülkeler tarafından açıkça sorgulanıyordu. Eksen Kayması metaforu, iki Mavi Marmara ısırığının ön habercisi gibiydi. Türk stratejistler, çok erken fark ettikleri bu kol oyununu engellemeye çalıştılar; ancak başarılı olamadıkları açık.

Eksen Kayması, kürenin merkezinin Türkiye'ye kayması anlamına gelmekteydi. Türk stratejistleri bu tezi işlediler ve sıfır sorun ideasının yüklediği pozitif enerji, 2010 yılına kadar büyük bir hızla tüketildi. 2010 yılı asıl habercinin büyük gürültüler kopararak geldiği ve kapıda durduğu yıldı. Bu haberci Türkiye'nin açık bir kıskaca alındığının da küstahça ilanını içeren belgeyi taşıyordu. Çok fazla tartışılmadan Türkiye'ye dayatılan NATO'ya ait Füze Kalkanı, soğuk savaş dönemi gözetleme kulesi olan Malatya/Kürecik'e kurulacaktı.

Türkiye kalkanın komutası ile ilgili bir kaç küçük talebi büyük birer talep gibi sunmak zorunda kaldığında, karşısına iki seçenek konmuştu ve bu seçeneklerin özet belgesi tek kelimeden oluşuyordu; şantaj. Türkiye, kalkana evet demediği anda NATO üyeliği tartışmaya açılacaktı. Türkiye esası iran gibi gösterilen, ancak Çin'i dikkate alan kalkanın hedef belgesine İran'ın adını yazdırmayarak İran'a büyük bir kemik yalatmıştı.

Füze Kalkanı kurulmaya başladığında, Libya-Nato ikilemiyle kafasına ağır bir darbe alan sıfır sorun stratejisi, pergelin her iki ayağını da ayrı ve bağımsız rotalara sürüklemeye mecbur bırakıldı.

Önce İsrail, kalkanın bilgi ağına dahil edilmek için havlayacak, sonra İran, kalkanın bulunduğu tepeye hırlayacak,  daha sonra da Rusya bu hırlamayı homurdanmaya dönüştürecek ve Suriye, ABD,İngiltere, Fransa ve Almanya'nın organize ettiği muhaliflerle misilleme olarak Türkiye ile arasındaki dostluk ilişkilerini, savaş baltasını gömdüğü çukura gömecek ve baltayı da aynı çukurdan çıkaracaktı.

İsrail 'One Minute Sendromu' ve bilgi ağı kaosu konulu kişilik problemleriyle Doğu Akdeniz'de, ilk parağrafta sayılan bütün ülkelerin gözü önünde Mavi Marmaraya tecavüz edecekti. İran, göstermelik kıskaçlarla sıkışsa da petrol ve doğalgaz fiyatlarında indirime gitmeyerek câri açık sarmalında boğulan  Türkiye'yi anlaşılabilir bir yalnızlığa itecek ve Suriye de Türk Keşif Jetini düşürecekti.

Libya, Sarkozy'ye yasadışı olarak 50 milyon dolar seçim desteği veren Kaddafi'nin öldürülmesi için Fransız ve ABD uçaklarıyla bombalandığında,  Türkiye'nin ikinci kez Orta Akdeniz'de çıkmaza sokulduğu sır değildi. Türkiye çelişkiye düşürüldüğünde de sıfır sorun stratejisi sarsılmaya başladı.

Bugün gelinen noktada, Türkiye Doğu Akdeniz'de durdurulmuş görünüyor. Libya'nın lincine giden süreçte NATO Balkanlarda ve Afganistan'da NATO'nun salladığı savaş kuyruğu değildi, tam aksine ekonomik krizlerle boğuşan diğer NATO ülkelerine kıyasla ekonomik ve siyasi istikrarı sayesinde NATO yönetiminde görev talep etme gücüne hâiz olduğunu sanıyordu ve NATO'nun beyin takımına girebileceğini hayâl ediyordu.

İsrail Başbakanı Türkiye'nin Süper Güç olduğu gazını dillendirdiğinde Doğu Akdeniz semâlarında İsrail Savaş uçaklarıyla it dalaşına giren Türk Savaş uçaklarının İsrail'in radar bozucu uçaklarıyla aptallaştırıldığını çok kimse bilmiyordu. Cumhurbaşkanı Gül'ün NATO Genel Sekreteri olabileceği gazı da Türkiye'nin stratejik radarlarını bozmak içindi.

Türkiye aldatılıyor ve  kuduz köpeklerin kuyruklarınca diplomatik istihzâ kanallarında balık avına çıkarılıyordu. Türkiye, NATO'yu savaş kuyruğu olarak kullanmayacak, aksine Barışın Sembolü hâline getirecek bir kafa olmayı hayâl etme cüretinde bulunmuştu.

Küresel Network'ün damarlarında dolaşan israil hayâli Türkiye'yi büyük tuzağa çektiğinde artık çok geçti. Enerji fiyalarındaki ani hareketlilik Türkiye'nin câri açığını sıçratmış, Türkiye Hükümeti'nin yüksek büyümeyle övünmeleri kursaklarında kalmıştı. Büyüme hızı çaresiz kalındığı için düşürüldü ve Türkiye terör örgütleriyle meşgul edilerek içe kapanmaya mahkûm edildi.

Hâlen her gün PKK terör örgütü eliyle bir veya daha fazla asker öldürülüyor ve polis, asker karakollarına ve araçlarına suikastler yapılmaya devam ediliyor; buna karşılık terörle mücadele timleri Türkiye'nin her yerinde patlayıcılar ve suikastçiler yakalıyordu. Terör sorunu, ivmesi arttırılmış kızgın  bir lavın akışı gibi  Türkiye bütçesine her gün milyonlarca dolarlık hasar veriyordu.

Türkiye, NATO'nun 26 haziran'da aldığı kararı, destek diye nitelerken, romantik bir çaresizliğin tıkırtılarıyla ağladığını hissettirmese de NATO'yu 4. madde küreciğine hapsederek, yeni bir strateji ile neredeyse bağımsız bir sürece imza atacağını gösterecekti. Türkiye Başbakanı'nın 26 Haziran sabahı, grup toplantısında yaptığı açıklamalar kontrollü bir savaş ilanıydı sadece ve NATO kısmen bu ilanın arkasında durmak zorunda bırakılmıştı.
Büyük bir ihtimalle Türkiye sıkıştırılmış olmanın bedelini öfkelenerek ödemeyecek ve NATO'yu savaş kuyruğu olarak sallamayı planlayacaktı. Doğu ve Orta Akdeniz'de durdurulmuş olmasının acısını, herkesi durdurarak çıkaracaktı. TANAP projesi de 26 Haziran günü imzalanacak ve ilk çıkış noktası organize bir Azerî işbirliği ile sağlama alınacaktı.
Yeni dönem Türkiye'nin stratejik kararlar alma dönemi olacak gibi görünüyor... Muhtemelen Kürecik bir masal ayrıntısı olarak kalmaya devam edecek.

Âkil Ağazâde, Sonsuz Ark, 26.06.2012

Not: "Türkiye kuyruk da NATO köpeğini mi savaşa sallıyor, yoksa tam tersi mi?" sorusu Pepe Escobar'a aittir.

* Wag The Dog: ‘Köpek kuyruğunu niye sallar?
Çünkü köpek kuyruktan daha zekidir. Kuyruk daha zeki olsaydı, köpeği sallardı’ diyen İngilizce tekerleme (Pepe Escobar, 26, 06, 2012, Radikal)

TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #292 : Temmuz 19, 2012, 16:06:39 »

400 Sene Sonrasına Mektup

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebası Camiinin 1990 li yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıklarını şöyle anlatmıştı.

Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşaası ile alakalı pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Netice olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile alakalı notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık.

Kalıbı yaptık.Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı.

Şunları söylüyordu: "Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum."

Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu´nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve detaylı bir biçimde kemerin inşaasını anlatıyordu. Bu mektup bir inşanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir.

Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.

------------------------------

el tekrar-ı ahsen , velev kane yüzseksen ..........
TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #293 : Temmuz 19, 2012, 16:14:11 »
MİLLİ ŞAİRDEN MİLLİ MÜSLÜMANA MEHMET AKİF*

Toplumları dizayn etmenin en geçerli yolu, o toplumun içinde yetişmiş popüler isimleri elde ederek onları eleştirilemez ulvi kişilikler kılmak, ve nesilleri onların düşünceleri etrafında toparlayıp-saflara ayırarak- kontrol edebilmektir. Bu mekanizma, eğitim sistemlerinin içine ustalıkla yerleştirilmiş imrendirme politikalarıyla sağlanır. Eğitim sistemleri bu tür model kişiliklerle doludur.Tarih boyunca en geçerli hükmetme yolu bu olmuştur. Mehmet Akif’le alakalı eleştirilerimi dillendirmeye başladığım zaman çevremden aldığım tepkiler, nihai noktada bizim gibi sıradan yaşantısı olan insanların Akif gibi ulvi bir kişiliği eleştiremeyeceği noktasına bağlanıyordu. Bu yaklaşım Akif’in bir şair olmanın ötesinde bir kanaat önderi ve model kişilik olarak algılanmasından kaynaklanıyordu. Bu eleştiri sahiplerine şunu söyledim. Mehmet Akif, Cennetmekan Sultan Abdülhamid Han’a;

“Ah efendim o herif yok mu kızıl kafirdi”

Dediği zaman; Cennetmekân koca bir imparatorluğun padişahı ve dünyanın çok yerinde adına hutbeler okutulan bütün Müslümanların halifesiydi. Akif’se heyecanlı sözler söyleyen genç bir baytardı. O zamanın şartları altında Akif’in yaptığı çılgınlığa karşı bizim kendi zamanımızda yaptığımızın kıymet hükmü sadece hiçtir. Akif’in cüretine karşılık biz Akif’e ne desek hiçbir şey demiş sayılmayız.
Mehmet Akif’in şahsiyeti bizim alanımız değildir. İyi yada kötü ölmüş bir insanın işi artık Rabbiyledir. Bu ölen kişi üzerinden bir kısım toplum mühendisliği faaliyetleri yürütülüyor ise eserleri ve düşünceleriyle entelektüel yaşantımızda, fikir dünyamızda tesir sahibi ise, biz bu tesiri konuşmak, eleştirmek ve yorumlamak zorundayız.

Daha da mühimi söz konusu şahıs sadece sanatıyla anılmıyorsa, bugün bütün eğitim kurumlarında resmi asılı olan iki kişiden biriyse,* hayatımızın içindedir, her gün çocuklarımızın karşısındadır. 2011 yılının memleketimizde Mehmet Akif yılı olarak ilan edildiğini ve çok yoğun bir şekilde anılıp değişik açılardan işlendiğini hatırlatmakta fayda var. M. Akif’in sanatını ve kişiliğini aşan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anlamak hiçte zor değil. O, artık gençlere sadece “Milli Şair” olarak tanıtılmıyor, aynı zamanda “milli Müslüman” modeli olarak sunuluyor.
Konu inancımız bağlamında ele alındığı zaman “Kişi sevdiği ile beraberdir” ölçüsü mucibince imanımızı kullanarak kalplerimize yerleştirilmek istenen kişilere karşı gereken özeni ve hassasiyeti göstermek vazifemiz olmaktadır.

Bütün bu gerekçeler benim gibi sıradan insanlara Akif’i değişik açılardan inceleme, sorgulama, yorumlama ve eleştirme hakkını vermektedir.
M. Akif’in başeseri şüphesiz İstiklal Marşı’dır. Güftesi ile bestesi arasında ciddi uyumsuzluklar bulunması sebebiyle okunurken güfte anlamını yitirmekte daha çok bir karambol havasında terennüm edilmektedir. Her çalındığı ve söylendiği zaman zaman ayakta ve saygı duruşunda dinlemek zorunda olduğumuz bu marş hakkında olumlu/olumsuz bir çok eleştiri yapılmıştır. İçinde bir tek Türk kelimesinin geçmemesinden tutunda, ırkçı duygularda yazılmış olmasına kadar çok geniş bir yelpazeye sahiptir eleştiriler. 28 Şubat paşalarından Doğu Silahçıoğlu birçok meslektaşının taşıdığı duyguları dile getirip. Aşırı dinci bir söylem taşıdığı için bir ömür boyu selam durduğu İstiklal Marşı’nı hiçbir zaman içine sindiremediğini yazdı Cumhuriyet Gazetesinde ki köşesinde.

* Milli Müslüman tanımlaması Janset Bulvari ismli Twitter kullanıcısına aittir.
* İstiklal Marşı metinlerinin arkasında Akif’in fotoğrafı vardır... M. Kemal’in resmi ile yan yana bütün eğitim kurumlarında bulunmak zorundadır.

“O ezanlar ki şahadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”

Ezan, şahadet, din ilk bakışta mısralarda, Paşa haklı dedirtecek bir görüntü var. Peki ya mana; inlemek sözcüğü acı ile feryad etmek, ızdırapla ses çıkartmak anlamlarına geliyor. Peki ezanlar neden ebediyen inlemeli? Gür bir sada ile coşmak varken. Paşa bu çelişkiyi fark etseydi şüphesiz Akif’e ve İstiklal Marşı’na olan saygısı artardı. Bizim içinse ancak bir din karşıtı tarafından söylendiğinde anlam kazanacak bu mısralar, zihinlerde hep bir soru işareti olarak kalacak.

Akif’in hayatı gibi sanatı ve fikride gelgitlerle, çelişki ve paradokslarla dolu. Safahat okumalarında dikkatimi çeken bir husus Arnavut babadan olma Milli Şairin, biyografilerinde bu hususun anne tarafından Türklüğe bağlanarak geçiştirildiğidir. Mehmet Akif’in resmi ideoloji doğrultusunda millileştirilmesinin ilk emarelerini bu biyografilerde gördüm. Bu durum Akif’in bir kabahati olmamakla birlikte Safahat yoluyla toplum mühendisliği yapma gayretleri hakkında ipuçları vermektedir. Akif’le alakalı yaptığım incelemelerde mirasına, oğullarından çok damadı Ömer Rıza Doğrul’un sahip çıktığını gördüm. Bunun birinci sebebi Ömer Rıza’nın gerçekten Akif’in en özel talebesi olması İkinci sebebi evlatlarının Akif’in dünyasıyla pek alakadar olmamalarıdır.

Büyük oğul Mehmet Emin (Safahat-i bu oğluna ithaf etmiştir.) Uyuşturucu müptelası ve alkolik olarak feci bir hayat sürmüş ve cesedi Beşiktaş’ta bir çöp konteynırı içinde bulunmuştur. Küçük oğul Tahir Ersoy ise kendi halinde bir hayat sürmüş Ömrünün son demlerinde Üsküdar belediyesinin sahip çıkmasıyla hayata tutunabilmiştir.

Akif oluşturduğu ideal genç tipi Asım’la yüceltilirken bunun pratik hayattaki karşılığı olan çocuklarının halleri hep göz ardı edilmiştir. Oysa muarızı Tevfik Fikret’in ideal genci Haluk öz oğluyla özdeşleştirilir ve akıbeti nedeniyle Fikret kınanır. Evet, Tevfik Fikret’in Haluk’u papaz olmuştur. Akif’in Asım’ı ise –ki oğlu Mehmet Emin olması gerekir.- üzüntü verici ama bir ayyaş olarak ömrünü nihayetlendirmiştir. İki şair içinde acı gerçek şu ki; ideallerini evlatları üzerinde gerçekleştirmeye çalışmışlar ve ikisinin sonu da hüsran olmuştur.
Akif’in oğlunun feci hali insanlık adına üzüntü verici. Ama Milli Müslüman modeli olarak tasarlanan bir kişilik için gözden kaçırılan bir husus hissi uyandırıyor bende. "Babam bana Safahat’ı bırakacağına biraz para bıraksaydı keşke" dediği biliniyor ki. Bu onlarca baskı yapan Safahat’ın kaymağını başkalarının yemesine bir sitem olarak da algılanabilir.

Akif’le alakalı hatıralarda dikkat çekici bir başka husus arkadaşlarının ekser içki müptelalığı ile şöhret yapmış kişiler olması. Bunlardan biri Neyzen Tevfik’dir. Neyzen’in içkisiz sofraya oturduğu vaki değildir. Bir gün Akif’i misafir eder yer içerler. Yemekten sonra Akif ellerini yıkar ama havlu yerine kendi mendili ile kurulanmak ister. Neyzen havlu ile kurulanması için ısrar edince “–yapamam ellerim kirlenir” der. Damadı Ömer Rıza’nın anlattığı bu hatıra Akif’in zekasına yorulsun diye anlatılmış ama derin bir çelişki taşıyor. Neyzen; havlusu kullanılmayacak kadar şerli biriyse ve Akif bu denli hassasiyet sahibi ise onun yemeğini nasıl yer onunla nasıl dostluk eder?!.

Damadı ve talebesi Ömer Rıza Doğrul’da meşhur içicilerdendir. Hatta rakı sofrasında tefsir yazmak gibi bir küstahlığın sahibidir.
Arkadaşları, evladı, damadı içici olunca insan şüpheye kapılıyor. Üstüne üstlük Akif’in siroz’dan öldüğü de ortada. Ben merakımı zail etmek için erişebildiğim kaynaklarda aradım 24 yaşından sonra ağzına bir damla içki koymadığı bilgisine ulaştım.

Milli Şairin bir yönü de musiki şinaslığı. Mısır’da olsun Türkiye’de olsun musiki cemiyetlerinin müdavimidir. Ağır bestelerin çoğunu ezbere bildiği ve nısfiye denilen ney küçüğü aleti çaldığı biyografilerinde geçiyor.

Şiirlerinin bestelenmeye uygun olmasını çok önemser bu hususta hassasiyet gösterir üzerinden yıllar geçse bile kulağını tırmalamış her kafiye bozukluğunu giderirmiş. Hayattayken Safahat 3 defa basılmış. (ayrı ayrı kitaplar halinde bazı kısımlar 4-5 kere de basılmıştır.) Bu baskılarda sürekli düzeltmeler ve değiştirmeler yapmıştır.

Bu bilgi çok mühimdir zira Akif’in eserini bırakmadığını onu sürekli tetkik edip hata olarak gördüklerini düzeltme gayreti güttüğünü gösterir. Ama asıl düzeltmesi gereken, bütün imanlı kalpleri inciten bazı sözlerine aynı özeni göstermemiş olması da çok şaşırtıcıdır. Bunların başında meşhur şiirlerinden Çanakkale Destanı’nda geçen

“Bedrin aslanları, ancak bu kadar şanlı idi.” Mısralarıdır.

Akif Çanakkale Savaşı esnasında Almanya ve Arabistan’da bulunmuş cepheyi görmemiştir. Buna rağmen cephedeymişçesine heyecanla yazdığı bu şiir, Ankara’da mecliste Türk’ün en büyük destanı, Türk olmayan biri tarafından yazılmıştır denilerek takdim edilmiştir. Bir zaman sonra üyesi olacağı meclisin maalesef imparatorluk halklarına karşı bakışı budur.

“Bedrin Aslanları” yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük mücahitleridir. Hiçbir ordunun o ordudan hiçbir komutanın o şanlı komutandan üstün olma ihtimali yoktur. Onların kahramanlığı ve komutanlarının büyüklüğü mümin kalpler için şüphe götürmeyecek kadar kesin ve nettir. Fatih Sultan Mehmet Han’ın peygamber duasına mazhar olmuş ordusu bile onların yanında hiç mesabesindeyken ve İslam tarihi boyunca nice savaşlar şanlı mücadeleler verilmişken Çanakkale’ye böyle cüretkâr bir yakıştırma nasıl yapılabilir?

Yeni bir ulus inşa etme gayretinde olan ittihatçı kalemler bu ve benzeri birçok sözler söyleyip İslami kaideleri tepetaklak etmeye çalışmışlardır ama onların hiçbirinin dindarlık gayesi olmadığı gibi inançsızlıklarını aleni olarak dillendirmişlerdir. Onların bu sebeple mümin kalplere sirayet etmesi mümkün değildir. Ama Milli Müslüman Akif’in bu sözleri imanlı kalpleri çok derinden sarsmış travma tesiri yapmıştır.
Akif bu mısraları ile “Bedrin Aslanlarını” aşağılamış ve ömrü hayatı boyunca bunu değiştirme düzeltme gayreti gütmemiştir. Şu kedi aslan kadar cesur denirse. Aslanın üstünlüğü tescil edilip kedi yüceltilir. Ama şu aslan kedi kadar cesur denilirse bu aslana hakaret ve onu aşağılamak olur. Kedi de yüceltilmediği gibi komik bir duruma düşürülmüş olur.

Akif’in kafiyelerine gösterdiği hassasiyeti esirgediği bir diğer husus Cennetmekân Sultan Abdülhamid Han’a yaptığı yakıştırmalardır. En son 1966 baskılı Safahat’ta bulunan ve sonraki baskılarda yer verilmeyen şu mısralar doğrusu; bırakın dindarlığıyla ile nam salmış Müslümanların halifesine söylenmeği sıradan bir Müslüman’a söylenemeyecek sözlerdir.

“Herifin sofrada şampanyası hala ayran, bari yirminci asırdan sıkıl artık hayvan”

Evet, şairler normal insanlar gibi değildir, duyguları hissedişleri farklıdır, fakat imanının yerine kinini ikame eden bir kişi sadece bir şair olur, onun dindarlığından bahsedilemez. Çünkü kini dinini bastırmış en temel ve basit inanç ölçülerini çiğnetmiştir. Bir Müslüman’a şampanya içmiyor, ayran içiyor diye ancak bir gayrimüslim söylerse mantık zemininde bu sözün bir anlamı olur.

Mehmet Akif’in Sultan Abdülhamid Han’a yaptığı hakaret ve iftiraların büyük kısmı yeni baskılı Safahat’larda da bulunmaktadır. Bunlar eleştiri hakkaniyet ve İslam ölçülerini aşmış sınırsız ve buutsuz, iflah olmaz bir kinin eserleridir. Oysa dindarlık numunesi olacak bir şahıstan, Müslümanlığın en ağır darbeler aldığı bir zamanda daha akıllı olması, esas bozguncuları görmesi beklenirdi.

Görmedi, görmediği gibi onlarla işbirliği içinde bulundu. Mısırlı Mason Abduh’u muhteşem üstad ve onun talebesi tescilli İngiliz ajanı Cemalettin Afgani’yi kendine ve yolundakilere rehber gösterdi.

“Mısır’ın en muhteşem üstadı Muhammed Abduh “
…………..
“Çıkarıp gönderelim hasılı şeyhim yer, yer; oradan Alemi İslam’a Cemaleddin’ler.”

O Abduh ki (damadı Ömer Rıza Doğrul gibi) masondur. Dinde reform teraneleriyle İslam alemini fitneye boğmuş ve bölük pörçük olarak İngilizlerin kucağına atmıştır.

Model kişilerin bu gibi yanılgıları ortaya çıkıp gözden düştükleri zaman hemen bir pişmanlık mekanizması devreye sokulur. Şartlar değişmiş ve hakikatler ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu model kişilikleri de dönüştürmek, revize etmek lazımdır. Fakat bu tövbeyi mirasından geçinenlerin değil kendisinin yapması mühimdir. Kendisinden böyle bir pişmanlık vaki olmadığı ortada iken oluşturulmuş pişmanlık hikayeleri toplum mühendislerinin değişen şartlara göre model kişilikleri dönüştürme gayretinden başka bir şey değildir.

Cennetmekan Sultan Abdülhamid Han’a buğzedip düşmanlığından fena söyleyen ve daha sonra hakikati görüp nedamet getiren bu pişmanlığını destansı ifadelerle dile getirenler az değildir. Doktor Rıza Nur, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik Bölükbaşı bunların en çok bilinenleridir.
Rıza Tevfik’in “Sultan Abdülhamid Han’ın Ruhundan İstimdat” şiiri bütün ittihatçılar adına itiraf, kendi namına bir tövbe metnidir.

“Şevketlim Sultan Hamid Han
Feryadım varır mı barigahına
Ölüm uykusundan bir lahza uyan
Şu nankör milletin bak günahına.”

Milli şairin bilinen meşhur bir pişmanlığı vardır. Fes ve dualarla girilen meclisten kadeh ve fötr şapka çıkınca Akif soluğu Mısır’da almış, bir nevi yeni düzene küskünlük duymuştur. Mısır’dan son dönüşünde bu küskünlüğünden pişmanlık duyduğunu “Ne varsa bizim millette varmış.” Diyerek dile getirmiş ve yeni düzenin banisine “Allah ömrüm kaldıysa benden alsın ona versin” diyerek biatini bildirmiş birkaç ay sonrada sirozdan ölmüştür.

Akif ilk meclisin Burdur milletvekilidir. Bu Mustafa Kemal’in ona bir jestidir. İlerde gerçekleştirmek istediği düşünceleri için Akif aklında ki isimdir ve yakınında olmalıdır. Nitekim Akif, Konya isyanının bastırılmasından Kastamonu konuşmalarına kadar bir çok yerde halkın Ankara Hükümetini kabullenmesinde çok etkili olmuştur. Yeni düzenin farklı felsefesine karşı, halkın içinden, onların dilini duygularını bilen biri olarak Osman oğullarına duyulan bağlılığı Ankara Hükümetine çevirmeyi başarmıştır.
 
İlerleyen yıllarda İttihad Terakki’nin projeleri bir dizi inkılaplar olarak uygulamaya konulurken Akif’e Kuran-ı Kerim meali yazma görevi verilir. Mustafa Kemal neden özellikle Akif’in yazmasını istemiştir? Şimdilik meçhul. Ama onun da ortaya çıkacağına inanıyorum.
Akif bu teklifi kabul etmemiş ortaya konan büyük paraya rağmen bu işe temkinli yaklaşmıştır. Belki yeni düzene karşı duyduğu küskünlüğü naza çekerek ifade etmeye çalışmış olabilir. Ama Ulu Önder! Onun yazmasını buyurmuştur. Akif ikna olur, paranın bir kısmını alıp Mısır’a giderek yazmaya başlar. Aynı proje kapsamında Elmalı’lı Hamdi’de tefsir yazmaya başlar. Akif Mısır’da tanıştığı biricik talebesi (daha sonra damadı olacaktır) Ömer Rıza Doğrul’a da tefsir yazması konusunda rehberlik eder.

Bu meal biter ama yayınlanmaz. Akif, yeni düzenin ibadetleri Türkçeleştirme çalışmalarından ürkmüş olacak ki meal’i Mısır’da dostu Yozgatlı Müderris İhsan Efendi’ye bırakarak dönmezsem bunu yakın der. Hikmeti Huda dönemez. İhsan Efendi’de meali yakamaz. Akif’in damadı Ömer Rıza, meali İhsan Efendi’den almak için çok uğraşır, ama alamaz. Bu meali İhsan Efendi’den almak için devlet katından hatırlı kimseler araya girer, İhsan Efendi yakıldı diyerek mevzuyu kapatır.

İhsan Efendi ölüm döşeğindeyken oğlu Ekmeleddin’i çağırır yakmasını vasiyet ederek meali ona teslim eder. O Ekmeleddin; şimdiki İslam Konferansı Teşkilatı başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu’dur.

Ekmeleddin İhsanoğlu, Abdülhamid Han devri şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi’nin oğlu Prof İbrahim Sabri ve üç kişi daha Mısır’da bir evde buluşarak metal bir leğen içinde mealin mührünü sökerek sayfaları tek tek yakarlar. Yakma işlemi bitince Prof İbrahim Sabri Bey’in okuduğu dörtlük dünya durdukça mealden din öğrenmeğe kalkanların suratına şamar gibi inecektir.

“ O bir eserdi ki, yangın denilse layıktı.
Eğer kalaydı yakar kül ederdi imanı
O bir ateşti ki, sönmezdi etmeden ihrak
Yakıldı, sönmesi kurtardı Nass-ı Kuran’ı”*

Hulasa M Akif milli şair olmaktan çıkartılıp Milli Müslüman modeli yapılmaya çalışılırken, onun dindarlığı resmi söylemin dışında incelenmeye ve araştırılmaya muhtaçtır. Bu hususta bazı çalışmalar vardır. Ahmed Davudoğlu Hoca’nın Dini tamir davasında, din tahripçileri kitabında Akif önemli bir yer tutar. Adem Çevik’in Abdülhamid’de yanılanlar kitabı da önemli bir araştırmadır. Rahmetli Necip Fazıl’ın ise Akif’i milli bir bozguncu olarak değerlendirdiği bilinmektedir.

Mehmet Akif, Kemalist ideolojinin elinde, Kemalist Müslüman tiplemesi olarak şekillendirilmiş, bu veçhile eserlerinin, fikirlerinin neşrine hatta okullara resminin asılmasına müsaade edilmiştir. Çünkü nihai noktada Akif bütün gel gitlerinden sonra huzuru Kemalist düzende bulmuştur. Günümüzde Akif statükonun en sağlam kalelerinden biri olarak karşımıza çıkmakta Kemalist rejimle dindarlar arasında köprü vazifesi görmektedir. Akif’in şahsını ve şiirini aşarak onu statükonun kalesi haline getiren bu toplum mühendisliği faaliyeti ciddi bir şekilde yeniden değerlendirilmeye muhtaçtır.

Mazhar CANDAN

*Akif’in beyitlerinin tamamı İnkılap ve Aka Yayınları 1996 baskılı Safahat’tan alınmıştır
TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #294 : Eylül 01, 2012, 11:38:33 »
BU DA GEÇER YA HU

Dervişin birinin yolu bir gün bir köye uğrar. Köylüler, fakir olduklarını söyleyip onu, Halid ve Şakir ismindeki zenginlerden birine gitmesini tavsiye ederler.

"Ya Allah, bismillah" diyen Derviş, yakındaki Şakir'in çiftliğine varır. Şakir hem misafirperver hem de gönlü geniş bir insandır...
Dervişi kaldığı sürece memnun eder. Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir'e teşekkür ederken:"Böyle zengin olduğun için hep şükret." diye nasihatte bulunur.
Şakir ise: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, hakikatin kendisi değildir, bu da geçer..." diye cevap verir.

Birkaç sene sonra, Derviş'in yolu yine aynı taraflara düşer. Şakir ağayı hatırlar ve yanına uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir'in iyice fakir düşüp şimdilerde Halid'in yanında çalıştığını öğrenir. Derviş, bu sefer de Halid ağanın çiftliğine gider, Şakir'i bulur, üstünde eski püskü kıyafetler vardır. Meğer oralarda vukuu bulan bir sel felâketinde Şakir'in bütün malı mülkü telef olmuştur. Ailesini geçindirmek için, toprakları selden zarar görmeyen Halid'in yanında çalışmaktadır. Şakir, bu kez Derviş'i son derece fakir olan evinde misafir eder. Bir lokma ekmeğini onunla paylaşır...

Derviş, vedalaşırken Şakir'e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler. Şakir: "Üzülme... Ya Hû, bu da geçer..." der.
Derviş'in yedi sene sonra yolu yine o yöreye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Halid birkaç sene önce vefat etmiş, ailesi olmadığı için de bütün mirasını en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir'e bırakmıştır. Şakir, artık Halid'in konağında oturmaktadır, Çok geniş arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır.
Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır:"Bu da geçer..."

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir'i arar. Köylüler ona bir tepeyi işaret ederler. eğer tepede Şakir'in mezarı vardır ve taşında da:"Bu da geçer." yazılıdır. Derviş:"Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider.

Ertesi sene Şakir'in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar.Büyük bir sel gelmiş ve tepeyi sıyırmış, Şakir'in mezarından geriye bir iz dahi kalmamıştır...

O aralar memleketin sultanı, kendisi için bir yüzük yaptırılmasını ve üzerine de bir yazı yazılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, ona her baktığında; mutsuz ise umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması lazım geldiğini hatırlatsın... Memleketin dört bir yanına haber salınır. Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz.

Sultanın adamları da alim Derviş'i bulup yardım isterler. Şakir Ağadan ibretli bir ders almış olan Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir.
Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve sonra yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır.

Orada: "Bu da geçer ya hu !!!" yazmaktadır.

TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #295 : Eylül 01, 2012, 12:01:39 »
İstanbul’da ziyaret edilen 29 sahabe türbesi olduğu söyleniyor. Bildiklerimiz aşağıda kısaca isim ve adresleriyle tarif edilmeye çalışıldı... Allahü Teala Sevgili Peygamberimiz aleyhisselamın ve onun eshabı olan Sahabeyi kiramın - Aleyhimürrıdvan- şefaatine kavuşturur inşallah. Bir günde 21 kabir/türbenin tamamını ziyaret etmek mümkün olup , ziyaret edenlerin bize de dua etmesi dileğiyle ...
 
İstanbul’da Bulunan Sahabe-i Kiram (Aleyhimürrıdvan) Kabirleri

EYÜP
 
1 - Hz.Eba Eyyub El-Ensarî - radıyallahu anh -

2 - Hz.Ebud Derda - radıyallahu anh - Eyüp, Zalmahmut Paşa Caddesi, No:49

3 - Hz.Edhem - radıyallahu anh -  Eyüp, Zalmahmut Paşa Caddesi, daha iç tarafta
 
4 - Hz.Cabir bin Muhammed El-Ensârî - radıyallahu anh - Kabr-i şerifleri, Eyüp, Düğmeciler Mahallesi, Düğmeciler Camii'nin bahçesi içerisindedir.
 
 
EDİRNEKAPI - AYVANSARAY

5 - Ebu Said El-Hudrî Hazretleri - radıyallahu anh - ; Edirnekapı, Kâriye Camii bitişiğindeki caddeye bakan penceresi üstünde şöyle yazılmıştır: "Hû! Ashâb-ı kiramdan Ebû Said-il Hudrî radıyallahü anh."

6 - Hz.Abdussadık - radıyallahu anh - (Amr Bin As Hazretlerinin Torunu) Eğri Kapı Sur dışı

7 -Hz.Hacet Hafir  - radıyallahu Anha ; Eğri Kapı Sur dışı

8 - Hz.Abdullah El Hudri - radıyallahu anh - ; Eğri Kapı Sur içi kandilli sk. gibi bir isim, aşağıda çıkmaz sok.

9 - Hz.Şabe - radıyallahu anh - ;  Eğri Kapı Sur içi aynı kandilli sk. gibi bir isim, yukarıda kandilli sokağın üstü kısmında.
 
10 - Hz.Kaab Bin Melik - radıyallahu anh - Ayvansaray alt köşede, 

11 - Hz.Ebu Şeybetül Hudrî - radıyallahu anh - Ayvansaray, Toklu İbrahim Dede sokaktaki Toklu İbrahim Dede kabristanı içerisindedir, surun altı.

12 - Hz. Ebu Ahmet El Ensari - radıyallahu anh - Ayvansaray, Toklu İbrahim Dede sokaktaki Toklu İbrahim Dede kabristanı içerisindedir.

13 - Hz. Hamidullah El Ensari - radıyallahu anh - Ayvansaray, Toklu İbrahim Dede sokaktaki Toklu İbrahim Dede kabristanı içerisindedir.
 
14 - Hz.Muhammed el Ensari - radıyallahu anh - Ayvansaray Cad. No: 111 Cadde üzeri.

15 - Ebu Zerr-i Gıfari Hazretleri- radıyallahu anh - ; Ayvansaray, Çınarlıçeşme Sokağı ile Lonca Marul sokaklarının kesiştiği yerin, kabir değil makam olması gerekir. Burasını gördüğü bir rüya üzerine Sadrazam Şehid Ali Paşa tamir ettirmiştir.

16 - Hz.Cafer bin Abdullah El-Ensârî - radıyallahu anh - ; Ayvansaray, Çember Sokak, No.2'de, Cabir Camii'nin içinde, mihrabın sağ tarafında bulunmaktadır.
 
KARAKÖY ARAP CAMİİ
 
17 - Hz.Mesleme Bin Melik - radıyallahu anh - (Cami bakımda)
 
YER ALTI CAMİİ
 
18 - Hz. Süfyan Bin Uyeyne - radıyallahu anh -

19 - Hz. Vehb. Bin Hüşeyre - radıyallahu anh -

20 - Hz.Amir İbni As. Makamı - radıyallahu anh -
 
AYASOFYA

21 - Hz.Abdurrahman-ı Sami - radıyallahu anh -
 
TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #296 : Eylül 01, 2012, 12:15:20 »
İnsan kimi severse hep ondan bahseder...
Allahü tealanın veli kullarından mübarek bir zât hep hocasından bahsedince, birisi; efendim siz hocanızı bu kadar çok seviyorsunuz, siz ondan ne öğrendiniz deyince, O mübarek zât buyurmuş ki; birtek şey öğrendim, o da bana yetti buyurmuş: "Kim sevilir, kim sevilmez".

Mevlâna Halid-i Bağdadi hazretleri de, "Hak kapısında ehil ve nâ ehil beraberdir" buyuruyor. Dünyada iken birbirini sevenler aynı yerde haşrolunca, bunların arasında cennete giden biri bulunursa onun hatırına, o toplulukta bulunanların hepsini de avf edip, sen ehil değilsin deyip geri çevirmezlermiş... Bu bizim için büyük bir müjdedir.... Dünyada bile bir insan hakkında karar vermek için arkadaşlarına bakılır, kimlerle beraber olduğuna bakılır... O halde, Kim olduğumuz değil, kiminle olduğumuz önemlidir. 
 
Müşrikler Peygamberimize, Hak Peygamber olduğunu madem iddia ediyorsun,  bir bela gelsin de görelim dediler. Peygamberimiz buyurdu ki: “Aranızda ben varım, ben varken bela gelmez.” 

İmam-ı Rabbani Hazretleri (rahmetullahi aleyh) buyuruyorlar ki: “Alimler, Peygamberimizin vârisidirler. Vâris her konuda vâris olduğu için, onların bulunduğu yere de umumî belâ gelmez". O büyüklerin bulunduğu yerler mânevî sığınaktır. Peygamber efendimizin varisi olan bu müstesna zâtlar her konuda olduğu gibi, bu hususda da bizim için büyük nimetdirler. Nasıl ki gece karanlığında yıldızlar gökyüzünde parlamaktadır, Bu mübarek insanların bulunduğu yerler de, o şekilde parlamaktadır. Bu büyükleri sevenler, Onlar gibi olmağa çalışırlar, Onların ahlâkıyla ahlâklanmağa, Onlardan ilim öğrenmeğe çalışırlar, Onların halleriyle hallenmeğe çalışırlar, dolayısıyla dünyada iken o büyüklerin etrafı ahlâk ve fazilet olarak yüksek insanlardan oluşan kültür ve medeniyetin zirve olduğu yerler olduğu gibi, O mübarek insanların etrafındaki sevenleri ahiretde de beraber olurlar.

Zira hadis-i şerifde buyuruluyor ki; "Dünyada iken birbirini sevenler, ahiretde beraber olurlar".

O halde, Kim olduğumuz değil, kiminle olduğumuz önemlidir.   

 Seviyorum diyen bir kimse, sevgilisinin düşmanlarından kesilmedikçe, buna münafık, yani yalancı denir. Âşıklar, sevgililerinin dîvânesi olup, onlara aykırı birşey yapamaz. Aykırı gidenlerle uyuşamaz. İki zıd şeyin muhabbeti bir kalbde, bir arada yerleşemez. İki zıddan birini sevmek, diğerini sevmemeyi îcâb ettirir.
 
Allahü teala İsa aleyhisselama (Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkların ibâdetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikce ve dost olmayanlardan uzaklaşmadıkca, hiç fâidesi olmaz), Musa aleyhisselama da; (Yâ Mûsâ! Dostlarımı benim için sevdin mi ve sevmediklerimden benim için uzaklaştınmı?)  buyuruyor.  Her mü'min, Allahü teâlâyı sevmeyenleri sevmemeli, islâmiyyete yapışanları sevmelidir. Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" (İbâdetlerin efdali, müslimânları müslimân oldukları için sevmek, kâfirleri, kâfir oldukları için, sevmemekdir) buyurdu.

Muhabbet, sevgilinin dostlarını sevmeği, dost olmayanları da sevmemeyi îcâb ettirir. Bu sevmek ve sevmemek, sâdık olan âşıkların elinde ve irâdesinde değildir. Çalışmaksızın, zahmet çekmeksizin kendiliğinden hâsıl olur. Dostun dostları güzel görünür ve dost olmayanları da çirkin ve fenâ görünür. Dünyânın güzel görünüşlerine kapılanlara hâsıl olan muhabbet de, bunu îcâb etdiriyor. Seviyorum diyen bir kimse, sevgilisinin sevmeyenlerinden kesilmedikce sözünün eri sayılmaz. Buna münâfık, ya'nî yalancı denir.
 
Allahü teâlâyı sevmeyenleri sevmek, insanı Allahü teâlâdan uzaklaşdırır. Teberrî etmedikce, tevellî olmaz. Ya'nî uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz.       

Dünya hayatı uykudaki bir insanın rüyası gibidir. Ancak, bu dünya hayatının bir rüya olduğunu anlayanlar ve hakiki hayata hazırlananlar ahiret hayatında kazanırlar. Dünyanın rüya olduğunu anlayamayan ve hazırlık yapmayanlar ahiretde kaybederler. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki; "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz". Dünyada iyi insanlar arasında bulunup, iyi işler yapanlar, İslamiyete hizmet edenler, Allahü tealanın sevdiklerini çok sevenler, vefatlarında mahzun bırakılmaz, sevdikleri onları karşılar, ahiretde sevdikleri ile beraber bulunurlar,  orada hakiki bayram yaparlar.

Mevlana Halid-i Bağdadî hazretleri Taha-i Hakkarî hazretlerine yazdığı bir mektubunda buyuruyor ki; "İyi bir iş yapılmasına vesile olursan, kıyamete kadar, o iş yapıldıkca sevabı sana da gelir. Kötü bir iş yapılmasına sebep olanlara ise, kıyamete kadar o kötü iş yapıldıkca, günahı sebep olana da yazılır".

Sonsuz saadetlere kavuşmak için, dünyanın rüya olduğunu, hayal olduğunu anlayıp, ahireti kazandıracak işler yapmalı, hayırlı işler yapıp, hayırlı işler yapılmasına vesile olmalı, ahiretde nerede ve kimlerle beraber olmak istiyorsak, dünyada tercihimizi ona göre yapmalıyız .

Herkes ahirette, dünyada iken sevdiği ile beraber olacaktır. Akıllı insan, iyi arkadaş seçer. İnsanın bulunduğu topluluğun bir başı vardır.  Ahirette herkes tek tek değil, topluluklar halinde haşr olacaktır. Dünyada iken kimlerle berabersek, onlarla haşr olacağız. O topluluklar, daha evvelki başka bir topluluğa intikal edecektir. Mesela, İmam-ı azam hazretleri, kendi mezhebine tabi olanların hepsini toplayacaktır. Tabii, Cenab-ı Hakk’ın şefkati, merhameti, anne-babanın evladına olandan çok daha fazladır. Mahşerde insanlar topluluklar halinde bulunur. Topluluğun başında Allahü tealanın sevdiği bir kulu varsa, içlerindeki günahkar kullar da, O zatın hatırına hepsi afv edilecek, cennete girecek. Yeter ki, hardal tanesi kadar ayrı düşünmesin. Bu çok önemli. Çünki, kalıbın beraber olması ile kalbin beraber olması ayrı şeylerdir.

Cenab-ı Hak, insanın kalıbına değil, kalbine ve niyetine bakar. Kalbinde ve niyetinde neyin sevgisi varsa, neyi hedeflemişse, bunu Allahü teala bilir tabii, herkes bunu dışarıdan ölçemez. Allahü tealanın en çok sevmediği iki şey, servet ve şöhret düşkünlüğüdür. Servet ve şöhret, dünyaya giden yoldur. İhlassız amel de, kalp paraya benzer. İmam-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki; "Bizim gibi düşünenler uzakta olsa da bizimle beraberdir, bizim gibi düşünmeyenler yanımızda da olsa bizimle beraber değildir". İnsanların takdirine ve tenkidine aldırış etmemeliyiz. Allahü tealanın evliyası , dostları bir kere Allah razı olsun dese, Cenab-ı Hak razı olur. Eskiden yirmi sene, otuz sene çile çekiyorlardı, okuyorlardı, her şeyi yapıyorlardı, bu müjdeye kavuşmak için. Ehli sünnet alimlerinin kitaplarını çok okumalı ve dağıtmalıdır ki, dağıtılan kitaplar, içinde cevher olanları çeker. ''
 
Karınca, Kâbe’ye gitmeye karar vermiş. Nasıl gideceksin demişler. Bir güvercin gider, ben de onun ayağına takılır giderim demiş.  Kaptan sağlamsa, gemi gider. Buzdağlarının arasından rahatca geçer. Düşmanın elinde hangi silah varsa, ona o silahla cevap vermek lazım ki, etkili olsun. Dinimize hizmet ederken en çok dikkat edeceğimiz mesele kibirdir. Kibir on kısımdır, dokuzu ben biliyorum diyenlerdedir. Kibir girdi mi, hançer girdi demektir. İlim çok kıymetlidir, alim peygamber varisidir, ama bir mürşid-i kamilin elinde olmak kaydıyla. Mürşid-i kamile teslim olan kibirlenmez, kalbine kanca vurulmuştur, Hocasının sevgisinde yok olmuştur. Hocasının büyüklüğü karşısında kendi acizliğini, küçüklüğünü görür, haddini bilir, kibir yok olur. Allahü tealanın sevgili kulu olur. Bir büyük tanımayan, ona teslim olmayan, kendini büyük sanır. Kibir başlar. Allahü tealanın nazarında küçülür, sevimsizleşir. Kibir her iyiliğe engeldir. Kibirli olanı hiçkimse sevmez, mütevazi olanı herkes sever. Allahü tealanın sevdiklerine , peygamber varislerine teslim olmaktan başka çare yoktur, bir mürşid-i kamile teslim olan sultan olur.
 
Cenab-ı Hakkın en çok razı olduğu şey, Allahü tealaya güvenmektir. Tevekkül, imandandır, ben sana güveniyorum demektir, tevekkül yoksa, ben sana güvenmiyorum demektir. İnsan bunu lisanen söylemez ama fiiliyle söylüyorsa tehlikelidir. Kim Allah’a güvenirse, Allah ona kafidir. Eshab-ı kiramdan Osman bin mahzun radıyallahü anh hazretleri vefat etmiş. Peygamber Efendimiz buna çok üzülmüşler. Kabrinin başına gelmiş, teçhiz ve tekfinden sonra, hanımı da gelmiş. Osman! sana Cennet mübarek olsun! demiş. Cenab-ı  Peygamber başını kaldırmış, “Nerden biliyorsun” demiş. Hanımı demiş ki, Ya Resulallah, efendim hergün oruç tutardı, hiçbir gece yoktu ki, kalkıp da namaz kılmasın, ağlamasın. Peygamber Efendimiz buyurdu ki; Doğru karar verdin, Fakat sadece (O Allahı ve Peygamberi çok seviyordu) deseydin de, cennete gitmesine kafi idi.
 
Cenab-ı Peygambere dediler ki; Ya Resulallah, Allahü tealayı çok seviyoruz. Peygamber efendimiz; Dert ve belaya hazırlanın buyurdular.

Dediler ki; Ya Resulluah, sizi çok seviyoruz. Fakirliğe hazırlanın buyurdular.


Fakat bütün bunlar insanın nefsini kırmak içindir. Yol, nefsi kırmak içindir.

O her tökezledikçe, Cenab-ı Hakka daha çok yaklaşır. Çünki, insanın biraz acı çekmesiyle, çok fazla sevab kazanılır.

Allahü teala buyuruyor ki; Benimi arıyorsunuz ! Ben, kalbi kırıkların, fakir fukaranın, dertlinin yanındayım !

Öyle bir elin yağda, bir elin balda olmaz... 

Teslim olan sultan olur.


(ALINTIDIR)
TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #297 : Eylül 05, 2012, 13:07:57 »
DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent Bâkiler / TÜRKİYE GAZETESİ
18 Ağustos 2012 Cumartesi

Atatürk dinin nasıl öğretilmesini istiyordu -1-


Atatürk’ün ölümü üzerinden 74 yıl geçti. Şimdi biz, İslâmiyetle ilgili konularda bile, “Atatürk dedi ki...” diye söze başlıyoruz. Atatürk bir İslâm âlimi midir? Sanıyorum ki, yüz yıl sonramızda bile, birtakım kimseler, kendilerini bu yanlıştan kurtaramayacaklar. Bugün, bazı ilim adamlarımız da, görüşlerini Atatürk’e dayanarak açıklıyorlar. Yâni, dinin önemini belirtmek için, Atatürk’ün konuşmalarından örnekler veriyorlar. Beri yanda, pozitivist düşüncede olanlar da, yani ahiretin bütün kapılarını kapatanlar da, Kur’an’a, Allaha inanmayanlar da “Atatürk demişti ki...” diyerek yazıyor, konuşuyorlar.

Her iki görüş de yanlıştır.
 
Yani biz, dindarlığımızı veya din dışı yaşayışımızı Atatürk’e bakarak mı belirleyeceğiz? İslâmiyet söz konusu olduğunda, bizim için örnek insan, Hz. Muhammed’dir. Biz sevgili peygamberimizin söylediklerine bakarız ve bir Müslüman olarak da, inanmak veya inanmamak konusunda Atatürk’ün söylediklerini çok tabii karşılarız. Yani Atatürk İslamiyete inanıyorsa sevinç çığlıkları atmayız. İnanmıyorsa ona yumruk sıkmayız. Çünkü Atatürk’ün de bir insan olarak inanmak ve inanmamak hakkı-hürriyeti vardır. Unutmamak lâzımdır ki, Milli Mücadelemizin lideri, devletimizin kurucusu kayıtsız şartsız Mustafa Kemal Paşadır. Ama o, dini konularda örnek alınacak bir kişi değildir.

Değerli dostum Arslan Tekin’in evvelki gün, Yeniçağ gazetesinde bir yazısı çıktı. “Dini Cehâletin Böylesi” başlıklı yazının ilk cümlesi dikkatimi çekti. Tekin: “Mustafa Kemal neden dinin sağlam öğretilmesini istiyordu?” diye başlıyordu.

Hemen belirteyim ki dinin öğretilmesi doğru, fakat Mustafa Kemal’in İslamiyet konusundaki görüşleri, yanlıştır.Ben, Atatürk üzerine yazılan kitaplardan 90 tanesini okuyabildim. Şimdi 91. kitap elimdedir. Biliyorum ki, Mustafa Kemal, dehâ derecesinde zeki bir kimsedir. Büyük bir kahramandır. Milli Mücadele yıllarında, câmi minberlerine bile çıkarak İslâmiyeti ve sevgili peygamberimizi çok, ama çok öven beyanlarda bulunmuştu. Buna mecburdu. Çünkü halkımızı yanına almadan o büyük, o zor mücadeleden başarıyla çıkması imkânsızdı. Ama Cumhurbaşkanı olduktan; bütün kuvvetleri avucunda topladıktan sonra, tavrı değişti. Hz. Muhammed’den “Arab oğlu” Kur’an-ı kerimden de “O Arab oğlunun yaveleri” yani saçma sapan sözleri diye bahsetti. İsmet Bozdağ’ın “Paşalar’ın Kavgası”nda da, Kazım Karabekir Paşa’nın hatıratında da vardır. Atatürk, Karabekir Paşa’ya demiş ki:

 “Karabekir! Kur’anı Türkçeye çevirtiyorum. İstiyorum ki milletimiz okusun ve o Arab oğlunun ne yaveler yediğini görsün!”

Atatürk, İslâmiyetin batacağına yerine yeni bir dinin çıkacağına inanıyordu. Bunu Hüsrev Gerede’nin Anıları’nda okuyoruz. Hüsrev Gerede, Atatürk’ün çok yakın asker arkadaşlarından biri. Mustafa Kemal, Samsun’a 19 Mayıs 1919 tarihinde 18 kurmay arkadaşıyla birlikte çıktı. O kurmaylardan biri de Hüsrev Gerede’dir. Onun literatür yayınlarının 86.’sı olarak basılan anılarının 267. sayfasında H. Gerede, Atatürk için diyor ki: “Dindar, yani dini bütün ve inançlı mıydı? Buna doğrudan doğruya cevap vermek çok güçtür. Herhâlde oruç tutan, namaz kılan cinsinden değildi.” Gerede, dini konularda yazılar yazan Selim Sırrı Tarcan’a Atatürk’ün “Bu din batacak ileride yeni bir din çıkacaktır. Sen bu konularda yazı yazmayacaksın anladın mı?” diyerek mani olduğunu açıklıyor. (Sayfa; 268)
 O yeni dinin Hristiyanlık olduğunu yarınki yazımda okuyacaksınız.

Atatürk dinin nasıl öğretilmesini istiyordu? -2-

Arslan Tekin kardeşim, Mustafa Kemal’in, “Dinin doğru öğretilmesini istediğini” yazıyor. Ben de, Cumhuriyetimizin yeni filizlendiği yıllarda, devletimizin İslamiyete ve Hz. Peygambere nasıl baktığını belgelere dayanarak dikkatinize sunmak istiyorum: Devletimiz ortaokullarımızda ve liselerimizde okunması için 1931 yılında, Devlet Matbaasında 4 ciltlik bir tarih kitabı bastırdı. Bu kitabın 2. cildinde İslâmiyetle ve Hz. Peygamberle ilgili dehşet verici iddialar var. Tarih kitabının 89. sayfasında kelimesi kelimesine şöyle deniliyor:

MUHAMMED’İN DAVETİ: “Muhammed, Mekke’de, müşriklik muhitinde ve tesirinde büyümüş olmasına rağmen dini meseleler ve dini düşünceler, pek derin bir surette, zihnini işgal ediyordu. Muhammed 40 yaşına geldiği zaman vatandaşlarını, kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı. Muhammed’in dâvet ettiği bu dine.... İslam denilmiştir.”

Resmî olarak hazırlanan o İslâm Tarihi kitabının 90. sayfasında çocuklarımıza şu görüşler telkin edilmek istenmişti.

KUR’AN VE VAHİY: “Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir. O, Arapların ahlak ve âdetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslâha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslâh için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra, kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.”

Böyle inkârlarla mı İslâmiyet doğru olarak anlatılacaktı? Tarih Kitabının 91. sayfasındaki inkâra bakınız:
 
İLK VAHİY: “Muhammed, uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan âyetleri, lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu. Bununla beraber, kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi.”

Böyle midir? Arslan Tekin kardeşim de böyle mi düşünmektedir? Şimdi diyeceksiniz ki: “Bu tarih kitabını kim, kimler yazmış?”
Bu kitap 14 önemli kişinin çalışmasıyla hazırlanmış. İşte 9 CHP milletvekili şunlar:

Samih Rıfat - Yusuf Akçuraoğlu - Dr. Reşit Galib - Hasan Cemil - İsmail Hakkı - Reşit Saffet - Sadri Maksudi Arsal - Şemsettin Günaltay - Yusuf Ziya - M.Tevfik Bey Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri - Afet İnan: Musiki mektebi Muallimi - Bâki Bey: Miralay - Şemsi Bey: Miralay.

Haydi iki örnek daha vereyim: Cumhuriyetin ilânından sonra İslâmın Amentüsü, yani imanın 6 şartı değiştirildi. Türk’ün yeni Amentüsü Hâkimiyet-i Milliye Matbaasında bastırılarak dağıtıldı. Deniliyordu ki:

1-”Vatanı yoktan var eden (!) Mustafa Kemal’e,
2-Onun ordularına,
3-Onun kanunlarına,
4-Mücahit Analarına
5-İyilik ve kötülüğün insanlardan geldiğine
6-Öldükten sonra dirilme olmayacağına ve Atatürk’ün Tanrının en sevgili kulu olduğuna (!) iman ederim!..”


Beğendiniz mi?

Son olarak Kâzım Karabekir Paşanın 13-14-15-16 Kasım 1970 tarihli Yeni İstanbul gazetelerinde çıkan hâtıratını özetliyorum.
 
Karabekir Paşa diyor ki: 18 Temmuz 1923 tarihinde, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında toplanan bir komisyonda, yeni Anayasamızda, dinimizin Hristiyanlık olarak gösterilmesi isteniyordu.
İktisat Vekili Tevfik Rüştü Bey, Dahiliye Vekili Fethi Okyar Bey, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey... bu fikri şiddetle savunuyorlardı. Söz olarak ben de kendilerine itiraz ettim.

Hava çok gerginleşti. Başkanlık kürsüsünde oturan Atatürk’e döndüm:

-Paşam siz ne düşünüyorsunuz? Siz ki Meclisimizi Fatihalarla tekbirlerle açtınız dedim. Atatürk:

-Münakaşalar şiddetlendi. Toplantıyı tatil ediyorum, diyerek toplantıyı tatil etti...”


UYU ALİ UYU , OYA İP ATLA, BAK KUŞ GEÇİYOR .........

TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı ASPİRİN

  • Moderator
  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 271
  • İtibar: 497
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #298 : Eylül 05, 2012, 13:11:58 »
BİR ALİME SORMUŞLAR  

Etrafında sayılan, sevilen alim, fadıl birine:
"Dünya da en güzel şey nedir?" Diye sormuşlar. O da:
"Sevmek." Diye cevaplamış...
"Peki Efendim ya sonra?"
"Sevilmek." demiş...
"Peki neden 'sevmek' 'sevilmekten' önce geliyor? demişler bu sefer de... O da demiş ki:
"İnsan sevdiğine, sevildiğinden daha çok emindirde ondan..." demiş.
Bunun üzerine alime şu suali yöneltmişler:
"Peki Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?" Alim, hiç tereddüt etmeden hemen şu cevabı vermiş:
"Terzimi severim..."
Soruyu soranlar bu cevaba da pek şaşırmışlar:
"Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı? Neden terzi?"
Gün görmüş tecrübeli alim, bu soruyu da şöyle cevaplamış:

"Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez hakkımda
karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler."


***

Yine bir alime sormuşlar:
"Bir insanın zeki olup-olmadığını nereden anlarsınız Efendim?"
"Konuşmasından."
"Ya hiç konuşmazsa?"

"O kadar akıllı insan nerede bulacaksınız ki!.."

***
Bir alime 'nasıl bu kadar doğru kararlar alabildiğini' sormuşlar, O da:
"Tecrübelerimden dolayı" Diye cevaplamış.
"O tecrübeyi nasıl kazandınız Efendim?" Diye sormuşlar bu sefer de...

"Hatalarımla..." demiş.

 ***
Başka bir alime sormuşlar:
"Efendim, canınız ne istiyor? Alim zat-i muhterem hemen cevaplamış:
"Canım 'hiçbir şey istememeyi' istiyor..."
Bu cevaba şaşıranları görünce, alim izahata devam etmiş:

"Bu ruh halinin adı; gönül yorgunluğudur..."

***
Yine başka bir alime:
"Nasıl insan oluruz?' diye sormuşlar. O da:
"Üç adım atlama..." gibi anlaşılması zor ve yorum isteyen bir cevap vermiş. Alim insanların bir şey almadığını düşünerek:

"Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen lazım... İnsanlık makamına atılacak ilk adım budur...
Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve insan olmaya başlarsın. Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman, hakiki insan olursun..."


***

 Alim zata sormuşlar;
"İnsan, neden dilek diler Efendim?"
"İnsan, dileklerini gerçekleşmesi için diler, ama bilmez ki gerçekleştirmek için dilemek lazımdır...

Yani kendi kendine: 'Ey nefsim, başkalarından bir şey beklemektense sen ne yapabileceksen onu yap da görelim' demelidir..."

***

Bir alime:
"En mutlu insan kimdir?" Diye sormuşlar. O da bir elini başına götürüp siper ederek, diğer eliyle karşıda uzanıp giden mor dağları işaret etmiş:
"İşte o dağlardaki çobanlardır..." demiş.
"Neden, o dağdaki cahil çobanlardır?" diye sormuşlar bu sefer de.

"Çünkü, insan bildikleriyle yaşar, onun bildikleri koyunları ve çevresiyle sınırlı, kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir malumata sahip değildir...
"Bu sefer de:

"Biz de seni alim biliyorduk, resmen okumayı, öğrenmeyi kötülüyorsun! Çelişki değil mi?"

"Sizin gibi bakarsak haklısınız... Bizi yoktan var eden Rabbimizin buyurduğu gibi tam teslimiyet içinde tevekkül ederek öğrenirsek aliyyül aladır... Ama nerede o basiretli insanı bulacağız ki, mutlu olduğunu da görelim!?..."
 
TAHTAYI TEKNİK , TEKNİĞİ İSE CASH ÇİZER , ZOR OYUNU BOZAR ...
EKONOMİLER İHTİYACI BELİRLER, SİYASET İSE BU İHTİYACA UYGUN POLİTİKALAR ÜRETİR ...

Çevrimdışı kanka

  • San - Kyu (Yeşil Kuşak)
  • *
  • İleti: 250
  • İtibar: 43
  • yazdıklarım aklımdan dökülenlerdir
Ynt: ASPİRİN ANALİZ/YORUM
« Yanıtla #299 : Eylül 09, 2012, 13:21:24 »
DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent Bâkiler / TÜRKİYE GAZETESİ
18 Ağustos 2012 Cumartesi

Atatürk dinin nasıl öğretilmesini istiyordu -1-


Atatürk’ün ölümü üzerinden 74 yıl geçti. Şimdi biz, İslâmiyetle ilgili konularda bile, “Atatürk dedi ki...” diye söze başlıyoruz. Atatürk bir İslâm âlimi midir? Sanıyorum ki, yüz yıl sonramızda bile, birtakım kimseler, kendilerini bu yanlıştan kurtaramayacaklar. Bugün, bazı ilim adamlarımız da, görüşlerini Atatürk’e dayanarak açıklıyorlar. Yâni, dinin önemini belirtmek için, Atatürk’ün konuşmalarından örnekler veriyorlar. Beri yanda, pozitivist düşüncede olanlar da, yani ahiretin bütün kapılarını kapatanlar da, Kur’an’a, Allaha inanmayanlar da “Atatürk demişti ki...” diyerek yazıyor, konuşuyorlar.

Her iki görüş de yanlıştır.
 
Yani biz, dindarlığımızı veya din dışı yaşayışımızı Atatürk’e bakarak mı belirleyeceğiz? İslâmiyet söz konusu olduğunda, bizim için örnek insan, Hz. Muhammed’dir. Biz sevgili peygamberimizin söylediklerine bakarız ve bir Müslüman olarak da, inanmak veya inanmamak konusunda Atatürk’ün söylediklerini çok tabii karşılarız. Yani Atatürk İslamiyete inanıyorsa sevinç çığlıkları atmayız. İnanmıyorsa ona yumruk sıkmayız. Çünkü Atatürk’ün de bir insan olarak inanmak ve inanmamak hakkı-hürriyeti vardır. Unutmamak lâzımdır ki, Milli Mücadelemizin lideri, devletimizin kurucusu kayıtsız şartsız Mustafa Kemal Paşadır. Ama o, dini konularda örnek alınacak bir kişi değildir.

Değerli dostum Arslan Tekin’in evvelki gün, Yeniçağ gazetesinde bir yazısı çıktı. “Dini Cehâletin Böylesi” başlıklı yazının ilk cümlesi dikkatimi çekti. Tekin: “Mustafa Kemal neden dinin sağlam öğretilmesini istiyordu?” diye başlıyordu.

Hemen belirteyim ki dinin öğretilmesi doğru, fakat Mustafa Kemal’in İslamiyet konusundaki görüşleri, yanlıştır.Ben, Atatürk üzerine yazılan kitaplardan 90 tanesini okuyabildim. Şimdi 91. kitap elimdedir. Biliyorum ki, Mustafa Kemal, dehâ derecesinde zeki bir kimsedir. Büyük bir kahramandır. Milli Mücadele yıllarında, câmi minberlerine bile çıkarak İslâmiyeti ve sevgili peygamberimizi çok, ama çok öven beyanlarda bulunmuştu. Buna mecburdu. Çünkü halkımızı yanına almadan o büyük, o zor mücadeleden başarıyla çıkması imkânsızdı. Ama Cumhurbaşkanı olduktan; bütün kuvvetleri avucunda topladıktan sonra, tavrı değişti. Hz. Muhammed’den “Arab oğlu” Kur’an-ı kerimden de “O Arab oğlunun yaveleri” yani saçma sapan sözleri diye bahsetti. İsmet Bozdağ’ın “Paşalar’ın Kavgası”nda da, Kazım Karabekir Paşa’nın hatıratında da vardır. Atatürk, Karabekir Paşa’ya demiş ki:

 “Karabekir! Kur’anı Türkçeye çevirtiyorum. İstiyorum ki milletimiz okusun ve o Arab oğlunun ne yaveler yediğini görsün!”

Atatürk, İslâmiyetin batacağına yerine yeni bir dinin çıkacağına inanıyordu. Bunu Hüsrev Gerede’nin Anıları’nda okuyoruz. Hüsrev Gerede, Atatürk’ün çok yakın asker arkadaşlarından biri. Mustafa Kemal, Samsun’a 19 Mayıs 1919 tarihinde 18 kurmay arkadaşıyla birlikte çıktı. O kurmaylardan biri de Hüsrev Gerede’dir. Onun literatür yayınlarının 86.’sı olarak basılan anılarının 267. sayfasında H. Gerede, Atatürk için diyor ki: “Dindar, yani dini bütün ve inançlı mıydı? Buna doğrudan doğruya cevap vermek çok güçtür. Herhâlde oruç tutan, namaz kılan cinsinden değildi.” Gerede, dini konularda yazılar yazan Selim Sırrı Tarcan’a Atatürk’ün “Bu din batacak ileride yeni bir din çıkacaktır. Sen bu konularda yazı yazmayacaksın anladın mı?” diyerek mani olduğunu açıklıyor. (Sayfa; 268)
 O yeni dinin Hristiyanlık olduğunu yarınki yazımda okuyacaksınız.

Atatürk dinin nasıl öğretilmesini istiyordu? -2-

Arslan Tekin kardeşim, Mustafa Kemal’in, “Dinin doğru öğretilmesini istediğini” yazıyor. Ben de, Cumhuriyetimizin yeni filizlendiği yıllarda, devletimizin İslamiyete ve Hz. Peygambere nasıl baktığını belgelere dayanarak dikkatinize sunmak istiyorum: Devletimiz ortaokullarımızda ve liselerimizde okunması için 1931 yılında, Devlet Matbaasında 4 ciltlik bir tarih kitabı bastırdı. Bu kitabın 2. cildinde İslâmiyetle ve Hz. Peygamberle ilgili dehşet verici iddialar var. Tarih kitabının 89. sayfasında kelimesi kelimesine şöyle deniliyor:

MUHAMMED’İN DAVETİ: “Muhammed, Mekke’de, müşriklik muhitinde ve tesirinde büyümüş olmasına rağmen dini meseleler ve dini düşünceler, pek derin bir surette, zihnini işgal ediyordu. Muhammed 40 yaşına geldiği zaman vatandaşlarını, kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı. Muhammed’in dâvet ettiği bu dine.... İslam denilmiştir.”

Resmî olarak hazırlanan o İslâm Tarihi kitabının 90. sayfasında çocuklarımıza şu görüşler telkin edilmek istenmişti.

KUR’AN VE VAHİY: “Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir. O, Arapların ahlak ve âdetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslâha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslâh için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra, kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.”

Böyle inkârlarla mı İslâmiyet doğru olarak anlatılacaktı? Tarih Kitabının 91. sayfasındaki inkâra bakınız:
 
İLK VAHİY: “Muhammed, uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan âyetleri, lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu. Bununla beraber, kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet olduğuna samimi surette kani idi.”

Böyle midir? Arslan Tekin kardeşim de böyle mi düşünmektedir? Şimdi diyeceksiniz ki: “Bu tarih kitabını kim, kimler yazmış?”
Bu kitap 14 önemli kişinin çalışmasıyla hazırlanmış. İşte 9 CHP milletvekili şunlar:

Samih Rıfat - Yusuf Akçuraoğlu - Dr. Reşit Galib - Hasan Cemil - İsmail Hakkı - Reşit Saffet - Sadri Maksudi Arsal - Şemsettin Günaltay - Yusuf Ziya - M.Tevfik Bey Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri - Afet İnan: Musiki mektebi Muallimi - Bâki Bey: Miralay - Şemsi Bey: Miralay.

Haydi iki örnek daha vereyim: Cumhuriyetin ilânından sonra İslâmın Amentüsü, yani imanın 6 şartı değiştirildi. Türk’ün yeni Amentüsü Hâkimiyet-i Milliye Matbaasında bastırılarak dağıtıldı. Deniliyordu ki:

1-”Vatanı yoktan var eden (!) Mustafa Kemal’e,
2-Onun ordularına,
3-Onun kanunlarına,
4-Mücahit Analarına
5-İyilik ve kötülüğün insanlardan geldiğine
6-Öldükten sonra dirilme olmayacağına ve Atatürk’ün Tanrının en sevgili kulu olduğuna (!) iman ederim!..”


Beğendiniz mi?

Son olarak Kâzım Karabekir Paşanın 13-14-15-16 Kasım 1970 tarihli Yeni İstanbul gazetelerinde çıkan hâtıratını özetliyorum.
 
Karabekir Paşa diyor ki: 18 Temmuz 1923 tarihinde, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında toplanan bir komisyonda, yeni Anayasamızda, dinimizin Hristiyanlık olarak gösterilmesi isteniyordu.
İktisat Vekili Tevfik Rüştü Bey, Dahiliye Vekili Fethi Okyar Bey, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey... bu fikri şiddetle savunuyorlardı. Söz olarak ben de kendilerine itiraz ettim.

Hava çok gerginleşti. Başkanlık kürsüsünde oturan Atatürk’e döndüm:

-Paşam siz ne düşünüyorsunuz? Siz ki Meclisimizi Fatihalarla tekbirlerle açtınız dedim. Atatürk:

-Münakaşalar şiddetlendi. Toplantıyı tatil ediyorum, diyerek toplantıyı tatil etti...”


UYU ALİ UYU , OYA İP ATLA, BAK KUŞ GEÇİYOR .........



Sayın Aspirin, yazılarınızı zevkle okuyorum. Sizin yazılarınızdan birçok şey öğrendiğimi de itiraf edeyim. Yukarıda alıntıladığınız yazılar da çok ilginç. Fakat ben bu yazıların içeriğine katılmıyorum.

İslâmiyet söz konusu olduğunda, bizim için örnek insan Hz. Muhammed (SAV), kılavuz kitap ise Kuran-ı Kerim olmalıdır. Atatürk dahil her fani'nin insani hataları olabilir. Atatürkü bırakalım peygamberler bile hata yapabilir (tahrim suresinde örneği var)

Yukarıdaki yazılarda da çok doğru ve bir o kadar da yanlış ifadeler var. Atatürk dine çok inanıyordu ve dinci dediğim Allahın dinini kul fikirleriyle doldurup dini zorlaştıran, din üzerinden para kazanan ve İslamiyete en büyük zararı veren din tüccarlarını dinden uzaklaştırmak için kıyımlar yaptı. Taktir etmek gerekir ki bu adamları etkisiz hale getirmek çok zor oldu ve kurunun yanında yaş da yandı. Fakat bu din taciri zındıklar (inansalar bu ölçüde kul hakkı almazlar) ve bunların yakın çevresi, Atatürkten kuyruk acıları olduğu için her fırsatta ona dil uzatıyorlar ve Atatürk dini sevmiyor yada din düşmanı gibi gösterilmeye çalışılıyor. İspatlanamayacak safsatalarla, kendisini savunamayacak haldeki biriyle hesaplaşmaya çalışmak ise bana çok zalimce geliyor. Allah yattığı yeri nurla doldursun. Şehit olmasa da Gazi'dir, mekanı da cennettir. Allah hepimizi onun gibi faydalı kullarından eylesin.

Dağdaki çobanın bile anlayacağı basitlikte gönderildiği söylenen Kuran-ı Kerimi ve İslamiyetin esaslarını anlaşılmaz bir hale getiren, dinin daha zor yaşanması için bilgi sahibi olmadan ahkam kesen, din üzerinden para kazanan, dinin herhangi bir kısmını satan yada din ile ilişkisini insanların gözüne sokarak menfaat sağlayan insanları hiç sevmiyorum. Bu da benim hayat görüşüm.
yukarıdaki yorum kişisel kanaatlerimin yazıya dökülmesidir, tavsiye değildir. bana uyup alım yapacak arkadaşlar benden icazet alırsa, sorumluluk kabul edebilirim. kazancınıza ortak olacaksam zararada ortak olurum. aramızda resmi bir sözleşme olacaksa her şeye varım. yoksa beni sorumlu tutmayın.

 

İnternetteki en TEMİZ ve en FAYDALI borsa platformuna HOŞGELDİNİZ.

Unutmayın "BİLGİ, PAYLAŞTIKÇA BÜYÜR". Sağlık, mutluluk, huzur ve hayırlı kazançlar dileriz.


* Sohbet (Beta)

Yenile Geçmiş
  • eddie: acemi_13: Kadir gecemiz mübarek olsun. amin
    Dün, 23:44:29
  • acemi_13: Kadir gecemiz mübarek olsun
    Dün, 22:56:06
  • CEO: eddie: Allah dualarımızı kabul etsin. Sil Bugün, 21:47:59 Amin...
    Dün, 21:54:24
  • eddie: Allah dualarımızı kabul etsin.
    Dün, 21:47:59
  • eddie: şimdilik ara veriyorum
    Dün, 21:47:24
  • eddie: Burakuyg: Eline sağlık:) Bu aralar fena gitmiyor. index yakalamıştım çıktım. algyo vardı ondan da çıktım. şimdi bakınıyorum .sevindim.bereketli olsun.
    Dün, 16:44:58
  • Burakuyg: Eline sağlık:) Bu aralar fena gitmiyor. index yakalamıştım çıktım. algyo vardı ondan da çıktım. şimdi bakınıyorum .
    Dün, 16:42:57
  • eddie: Burakuyg: Bir boşluk da ESCOM bakabilirmisin. dayanamadım,sayfasında yorumladım bile kardeşim.
    Dün, 16:20:12
  • eddie: Burakuyg: Bir boşluk da ESCOM bakabilirmisin.  akşama bakayım kardeşim.
    Dün, 16:12:19
  • Burakuyg: Bir boşluk da ESCOM bakabilirmisin.
    Dün, 16:08:20
  • Burakuyg: PAylaşımların içinde tekrardan teşekkürler Eddie kardeşim. Umarım CEO hocam ve Demir kardeşim de hergün birşeyler paylaşırlar.
    Dün, 16:06:29
  • Burakuyg: herkesin kandili mübarek olsun.
    Dün, 16:05:41
  • Burakuyg: selamlar Eddie kardeşim.
    Dün, 16:05:32
  • eddie: plushmurat, Burakuyg, izmirimizmir    , selamlar arkadaşlar
    Dün, 15:46:51
  • eddie: hayırlı işler
    Dün, 15:45:57
  • eddie: selamün aleyküm arkadaşlar
    Dün, 15:45:37
  • demir.rx: BİZİM BORSA YANİ
    Temmuz 22, 2014, 00:36:49
  • demir.rx: BORSA GİDERKEN DOLAR GİDERMİ GİDER
    Temmuz 22, 2014, 00:36:03
  • demir.rx: GELSEDE  TEKRAR TOPLAR PİYASANIN OLUŞMASI LAZIM OLUSUM İÇİN EN UFAK BİR GORUNTU YOK VERMELERİ İÇİN DOWU
    Temmuz 22, 2014, 00:34:24
  • demir.rx: YANİ SU ORTAMDA DOWA CİDDİ SATIŞ GELMEZ
    Temmuz 22, 2014, 00:33:22
  • demir.rx: PARİTE VE ALTINI UNUTTUK
    Temmuz 22, 2014, 00:32:10
  • demir.rx: YANİ SU BİR TANESİ VERSE DİĞERİ  TOPLAR VERENİ
    Temmuz 22, 2014, 00:28:47
  • demir.rx: DOW,DOW FUTURE,S&P500,NASDAG,DAX,NİKEİ, GRAFİKLERİ HEPSİ BİRBİRİNDEN FARKLI GORUNTULERİ VAR
    Temmuz 22, 2014, 00:28:14
  • demir.rx: DOW FUTURE YARINKİ GÖRÜNTÜSÜ HEM NEGATİF HEM POZİTİF
    Temmuz 22, 2014, 00:13:39
  • demir.rx: VOBU BİRAZ FAZLA VERDİLER TEORİ FİYATININ ALTINDA KAPANIŞ YAPTI
    Temmuz 22, 2014, 00:12:47
  • demir.rx: ACIGA SATIŞLARDA SINIRLI YAPILMIŞ
    Temmuz 22, 2014, 00:12:10
  • demir.rx: VOB DADA MAL CIKISI YOK BUGUN İTİBARİ İLE
    Temmuz 22, 2014, 00:11:54
  • demir.rx: BANAKALAR GARANA AYAK UYDURMADI FARKINDAYSANIZ SADECE SINIRLI EŞLİK ETTİ
    Temmuz 22, 2014, 00:11:34
  • demir.rx: GARAN HEM GRAFİĞİNİ RAHATLATTI HEMDE PİYASAYI RAHATLATTI SABAHTAN VERMEYE BASLASAYDI BİR KAÇ GUNE YAYAMAYA GEREK OLMAYACAKTI VSVSVSVSV İŞTE
    Temmuz 22, 2014, 00:10:42
  • demir.rx: CUMADAN MALDA KALANLAR VSVSVSVSV BUGUNUN DOW FUTURE OLUMLU GÖRÜNTÜSÜ VARDI  AMA OLUMLU GÖRÜNTUYU OLUMSUZA CEVİRECEĞİNİ KESTİRMEK ÖNEMLİ
    Temmuz 22, 2014, 00:09:17